Şiirler
”GÜNEŞ BATMADAN” adlı Kitabımdan Şirler
ACEP KİMLESİN
Unutturdun yüzünü, her şeyin yalan
Aylardır sormuyorsun, acep kimlesin?
Hiç tutmadın sözünü, her işin yalan
Yıllardır gelmiyorsun, acep kimlesin?
Çiçekleri severdin, baharlar bitti
Çocukları severdin, çok yıllar geçti
Hayalleri severdin, ümitler yitti
Halin ne demiyorsun, acep kimlesin?
Hayatta mısın sağ mı? bir görebilsem
Evli misin bekar mı? bir duyabilsem
Mutlu musun bedbaht mı? bir sorabilsem
Hiç haber vermiyorsun, acep kimlesin?.
Yine sonbahar geldi, kuşlar göç etti
Ağaçlar yaprak döktü, sular çekildi
Toprak uykuya daldı, dağlar delindi
Selam göndermiyorsun, acep kimlesin?
Dertli dertli çalarken, kemanın teli
Alev alev yanarken, kalbimin içi
Yavaş yavaş dolarken, akşamın vakti
Bir satır yazmıyorsun, acep kimlesin?
Ben ne yaptım ki sana, küstüğün nedir?
Yıllar sensiz geçse de, kalbim sendedir
Duygularım diyor ki; gönlün bendedir
Arayıp sormuyorsun, acep kimlesin?….
* * * *
ALLAH SİZİ BİLDİĞİ GİBİ ETSİN
Bil ki yaşamamın sebebi sensin
Allah seni bildiği gibi etsin
Bir çok şiirimin sebebi sensin
Allah seni bildiği gibi etsin
Kurumuş dallarda yaprak çıkar mı?
Bulutsuz göklerde yağmur olur mu ?
Topraksız çöllerde ekin biter mi?
Allah seni bildiği gibi etsin
Odunsuz ocakta, ateş yanar mı
Yıkılmış evlerde baca tüter mi?
Kırılmış kalplerde sevgi olur mu?
Allah seni bildiği gibi etsin
Kahpeler kahpesi, namuzsuz felek
Kimi ceket giydi,kimisi yelek
Onlar kavun yedi, bizlerse kelek
Allah seni bildiği gibi etsin
Yalnız benim derdim, geçim değildir
Bir benim hesabım, seçim değildir
Benim hakkettiğim, bunlar değildir
Allah seni bildiği gibi etsin
Ankara, 01.05.2002
Aslında ben aşkı
Bin defa tarif ettim
Ne yazık ki…
Bir defa yaşadım
*
AŞK;
Sinirleri yatıştıran uyuşturucu değildir.
Dünyayı döndüren uyarıcı, hayatın devamını sağlayan bir gerçektir.
* * * *
AŞKINI GİZLEME BENDEN
Benim en büyük şansım, seni sevmektir.
Ne olursun sevgini, gizleme benden
Benim en büyük derdim, sensiz olmaktır
Ne olursun kendini, saklama benden
Gündüzleri işimsin, ekmek yediğim
Akşamları zevkimsin, içki içtiğim
Geceleri uykumsun, rüya gördüğüm
Ne olur aşkını, gizleme benden
* * * *
DÜNYAYA GELMEK ELİMİZDE DEĞİL AMA
İNSANCA YAŞAMAK ELİMİZDEDİR.
* * * *
AYAK MISIN BAŞ MISIN ?…
Dedim ki dost nasılsın, işlerin yolunda mı?
İyi misin hoş musun, Rabbin ey suskun kulu
Halin vaktin var mıdır, her şey tıkırında mı?
Düşman mısın dost musun, Rabbin ey suskun kulu
Kendilerine kıyak, sana dayak çekerler
Sekiz kere bozulsa, yine ısrar ederler
Kapıdan kovulsalar, bacadan girerler
Koyun musun koç musun, Rabbin ey suskun kulu
Tarihinle öğünürsün, tarihten ders almazsın
On beş sene okursun, bir türlü adam olmazsın
Yıllardır çalışırsın, taş üstüne taş koymazsın
Toprak mısın taş mısın, Rabbin ey suskun kulu
İhtiyar Avrupa’yı, gençleri yönetirken
Hala yaya gidersin, herkes aya giderken
Gitmezler başınızdan, bu zihniyet sürerken
Vezir misin şah mısın, Rabbin ey suskun kulu
Bir lokma, bir ekmekle, yarı aç yarı toktun
Bir hırka, bir yelekle, kah çıplak kah örtüktün
Borçlarla taksitlerle, koca ömür çürüttün
Senet misin çek misin, Rabbin ey suskun kulu
Her seçim döneminde, işler düzelir sandın
Bir ümitle giderek, yine oyunu attın
Beş yılda bir olsa da, adam yerine kondun
Sandık mısın oy musun, Rabbin ey suskun kulu
Lafla vatan kurtulur, hükümetler kurulur
Söylenenler yapılmaz, yapılanlar unutulur
Bunca yalaka varken, ülkem nasıl kurtulur
Yıldız mısın ay mısın, Rabbin ey suskun kulu
Hep sen ciddiye aldın, ciddiye alınmadın
Her sakallıyı adam, adamı insan sandın
Yalanla nasihatle, yıllarca aldatıldın
Şeytan mısın cin misin, Rabbin ey suskun kulu
Buna düzen diyorlar, herkes düzenden yana
İster bil ister bilme, düzenler hep yan yana
Yıllardır uyuyorsun, bu dokunur kanıma
Oğlan mısın kız mısın, Rabbin ey suskun kulu
Ağlarsın hıçkırarak, göz yaşların sel olur
Yanarsın kavrularak, kara bahtın yel olur
Bakarsın acıyarak, için dışın kan olur
Damar mısın kan mısın, Rabbin ey suskun kulu
Rüzgarlar esmez oldu, ellerin boşluklarda
Bulutlar geçmez oldu, gözlerin havalarda
Havalar yağmaz oldu, dillerin dualarda
Yağmur musun yaş mısın, Rabbin ey suskun kulu
Bugünden geleceğe, içim kaygıyla dolu
Şemsiyen bilgi olsun, ne kar yağar ne dolu
Eğip bükemediler, üzdüler YURDA KUL’u
Ayak mısın baş mısın, Rabbin ey suskun kulu…
Ankara, 20.02.2000
Ayrısı yok, gayrısı yok
Noksanı yok, fazlası yok
Sevmişim seni bir defa
Hiçbir şeyin faydası yok
1998
Az insanın söylediklerini söyleyebilen, yaptıklarını yapabilen,
düşündüklerini düşünebilen insanlar;
özel insanlardır.
Ankara 2002
Bazıları akıllarını
Bazıları tırnaklarını
Bazıları imkanlarını
Bazıları unvanlarını
Bazıları da başkalarını
Kullanarak yükselirler…
* * *
BEN
Ben beni okudukça
Ben beni arar oldum
Ben beni anladıkça
Ben beni sever oldum.
* * *
BENCİLEYİN
Anam beni doğurup, adım verince
Ne ağzımda diş vardı, ne yüzümde tik
Genç yaşta yola düşüp, şehre inince
Ne gözümde yaş vardı, ne saçımda ak
Çocukluğum gençliğim bilmeden geçti
Delikanlılığımda, hep yeller esti
Yaş kemale erince, fırtına dindi
Ne önümde baş vardı, ne arkamda güç
Nice güzeller gördüm, neler yaşadım
Kah küstüm kah barıştım, yare sarıldım
Bulamadım dengimi, dostla anıldım
Ne içimde his vardı, ne gönlümde aşk
Bir ömür böyle bitti, kavgayla sözle
Boşu boşuna geçti, kederle dertle
Kuş gibi uçtu gitti, hayalle düşle
Ne yolumda taş vardı, ne elimde iş.
Ankara,24.03.1998
BEN OKURUM
Okurum ben
Gazete-dergi
Roman-hikaye
Kitap-şiir
Ne bulursam onu
Okurum ben
Kuran-mevlüt
Dua-ezan
Şarkı-türkü
Bazen de canıma
Okurum ben
* *
BEN SANA KUL KÖLE OLAYIM
Sen bana doğma
Ben san doğayım
Sen beni sorma
Ben seni sorayım
Sen bana bir doğ
Ben sana gün güneş olayım
Sen bana bakma
Ben sana bakayım
Sen beni anma
Ben seni anayım
Sen bana bir bak
Ben sana yol yoldaş olayım
Sen bana gelme
Ben sana geleyim
Sen beni görme
Ben seni göreyim
Sen bana bir gel
Ben sana kol kanat olayım
Sen bana esme
Ben sana eseyim
Sen beni öpme
Ben seni öpeyim
Sen bana bir es
Ben sana sır sırdaş olayım
Sen bana gülme
Ben sana güleyim
Sen beni sevme
Ben seni seveyim
Sen bana bir gül
Ben sana kul köle olayım
1997
BEN SANA TİRYAKİYİM
Ölsem arayıp sormam, desem de bana bakma,
Asla sensiz yapamam, ben sana tiryakiyim.
Artık ismini anmam, desem de lafa kanma,
Bil ki sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.
Geceleri içkimsin, gündüzleri sigaram,
Yemeğimde tuzumsun, ekmeğimde katığım,
Dünyadaki dostumsun, hayattaki yoldaşım,
İnan sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.
Damarımın kanısın, gözlerimin ışığı,
Ciğerimin içisin, saçlarımın siyahı,
Bedenimin canısın, ellerimin sıcağı,
Asla sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.
ANKARA OCAK 2000
BEN SANA YANGINIM
Tanrım ne de güzel, yaratmış seni
Muhtacım sevginin, bir zerresine
Özenmiş bezenmiş, yaratmış seni
Tutkunum teninin, bir hücresine
Gönlüme yağmursun, durmadan yağan
İçime huzursun, her zaman dolan
Ruhuma çiçeksin, her mevsim açan
Hastayım yüzünün, bir gülüşüne
Dilin baldan tatlı, kötü sözün yok
Bakışın aydınlık, çirkin yüzün yok
Gülüşün sımsıcak, kara günün yok
Vurgunum gözünün, bir bakışına
Hazırım gönlünün, her isteğine
Yangınım saçının, her bir teline
Razıyım dilinin, her dediğine
Aşığım ben senin, her bir yerine
Ankara, Mayıs 2002
BENİ HİÇ ANLAMADIN, İŞTE ONA YANARIM…
Senin gibi güzeli, görmedim göremedim
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Senin kadar kimseyi, sevmedim sevemedim
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Acını acım bilip, yanında olmadım mı
Derdini derdin sayıp, halini sormadım mı
Zulmüne bahtım deyip, boynumu bükmedim mi
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Sana sen sen dedikçe, senden kaçılır oldum
Sana can can dedikçe, candan sıkılır oldum
San yar yar dedikçe, yardan geçilir oldum
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Aldığım her nefeste, seni yaşar solurum
Tuttuğum her nefeste, seni arar bulurum
Gittiğim her alemde, seni sorar dururum
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Sen benim sırdaşımsın, kimseye anlatamam
Sen benim gözyaşımsın, kimseye ağlayamam
Sen benim sevgilimsin, kimseyle paylaşamam
Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım
Ankara, 14.01.2001
BİLMEDİM KIYMETİNİ
Gömdüm umutlarımı, karanlık benliğime
Anlamadın halimi, bilmedim kıymetini
Serdim hayallerimi, fakir sevinçlerime
Bilmedin kadrimi, bilmedim kıymetini
Gönüller bir olsaydı, birlikte yaşasaydık
Arzular ölmesiydi, el ele dolaşsaydık
Sevgiler bitmeseydi, beraber yaşlansaydık
Bilmedin kıymetimi, bilmedim kıymetini
Ankara, 18.04.2000
BİLMEM Kİ ?..
Eskiden,
Evi tamir için de olsa,
Arada bir Didim’e giderdim…
O salaş meyhanede,
Balık yer,
Bir kadeh rakı içerdim…
Hevesler mi geçti,
Çok mu fakirleştik,
Enflasyon mu ezdi,
Yoksa biz mi yaşlandık
Bilmem ki ?…
O salaş meyhane,
Hala gözlerimde bir buğu.
Altın kumda yaşadıklarım,
Hala içimde bitmez bir arzu…
Didim mi uzaklaştı,
Güzellikler mi bitti,
Hayat mı zorlaştı,
Yoksa biz mi yaşlandık,
Bilmem ki ?….
Ankara,20.10.1999
BİR ANLATABİLSEM
Bir anlatabilsem içimden geçenleri
Kıpkızıl batan şu güneşe
Masmavi dalgalanan şu denize
Bir anlatabilsem …
Yağmurlara susuzluğumu
Yıldızlara bu aşkın sonsuzluğunu
Rüzgarlara mutluluğumu
Bir anlatabilsem….
Ellerini, gözlerini
Seninle geçen günlerimi
Herkese seni sevdiğimi
Bir anlatabilsem….
* * *
BİR DARBE DE SEN VURDUN
Dargınım sana kader, imkanı yok barışmam,
Acımadın halime,bir tekme de sen vurdun.
Yeter senden çektiğim, dönüp yüzüne bakmam,
Dertler kattın derdime, bir sille de sen vurdun.
Daha gencecik iken, gurbet ellere saldın,
Hayatı tanımadan, ana babamı aldın,
Dost düşman bilemeden, çarkın içine attın,
Yükler sardın sırtıma, bir darbede sen vurdun.
BİR MEMLEKET İSTİYORUM
Bir memleket istiyorum
Siyasetçileri yüzsüz
Memurları yolsuz
Tüccarları hırsız
Çiftçileri sabansız
İşçileri arsız
Sanatçıları, ahlaksız olsun
Bir memleket istiyorum
Çocukları çulsuz
Kadınları aşsız
Erkekleri işsiz
Dünü zafersiz
Bugünü esersiz
Yarını belirsiz olsun…..
Bir memleket istiyorum
Polisleri aynasız
Askerleri silahsız
Aydınları vicdansız
Gazileri vatansız
Şehitleri mekansız
Yazarları kalemsiz olsun
Bir memleket istiyorum
Yaylaları çiçeksiz
Ovaları ekinsiz
Dağları ağaçsız
Ağaçları meyvesiz
Nehirleri susuz
Semaları yıldızsız olsun….
Bir memleket istiyorum
Bacaları dumansız
Camileri imamsız
Okulları öğretmensiz
Öğrencileri kitapsız
Şehirleri ışıksız
Köyleri sahipsiz olsun…
Bir memleket istiyorum
Liderleri kelli-felli
Yaşları yüz, yüzelli
Nurcu-başbuğcu- nakşibendi
Sarıklı-sakallı-cübbeli
Arsız-hırsız-yolsuz
Makamları sınırsız olsun…
Ankara, 28.08.2000
BİR SADE İSMİM KALDI, AL O DA SENİN OLSUN
Kalmadı kimim kimsem, artık yapayalnızım
Bir nefes canım kaldı, al o da senin olsun
Terk etti sevdiklerim, anam babam dostlarım
Bir garip gönlüm kaldı, al o da senin olsun
Meğer hayat ne boşmuş, üzülmeye gelmezmiş
Kavganın yeri yokmuş, darılmaya değmezmiş
Gönül bahçelerinde, arpa darı bitmezmiş
Bir kuru aşkım kaldı, al o da senin olsun
Gücüm yok dermanım yok, acınacak halim yok
Eşim yok akranım yok, sığınacak yerim yok
Şansım yok kaderim yok, tutunacak dalım yok
Bir sade ismim kaldı, al o da senin olsun
Ankara, 16.05.2001
BİR SENİ SEVDİM
Bir sen anlarsın benim, halimden efkarımdan
Senden başka kalacak, yerim yurdum yok benim
Bir sen bilirsin benim, derdimden kederimden
Senden başka gidecek, kimim kemsem yok benim
Derbeder hayatımın, yaşama sevincisin
Kurduğum hayallerin, tükenmez sebebisin
Gördüğüm düşlerin, çıkmayan tabirisin
Senden başka geçecek, yolum izim yok benim
İlkbaharlarda açan, renkli çiçeğimsin sen
Sonbaharlarda düşen, sarı yaprağımsın sen
Yaz-kış tüm mevsimlerde, gönül ortağımsın sen
Senden başka tutacak, dalım salım yok benim
Bir seni istedim ben, Hak’tan yalnız Birsen’i
Yazmadı Tanrım bana, yazmadı ah bir seni
Bir seni severim ben, inan yalnız bir seni
Senden başka sürecek, aşkım sevgim yok benim
En dertli günlerimde, beni bir sen anladın
En dertli anlarımda, beni bir sen dinledin
En muhtaç hallerimde, beni bir sen kolladın
Senden başka çıkacak, falım halim yok benim
Ankara, 01.05.2002
BU KADAR BENCİL OLMA
Yarı aç yarı çıplak insanlar var dünyada
Hep kendini düşünüp, bu kadar bencil olma
Kaç kere aç kaldın, bütün ömrün boyunca
Boş şeylere üzülüp, bu kadar bencil olma
Yıllarca dır dır edip, bir küçük ev istedin
Büyükten iki oldu, bu kadar yetmez dedin
Her yıl bir iki model, araba değiştirdin
Etrafınla didişip, bu kadar bencil olma
Yediğin önündedir, yemediğin arkanda
Ektiklerin tarlada, biçtiklerin harmanda
Eğer imkanın varsa, fakire fukaraya
Biraz insafa gelip, bu kadar bencil olma
Her yıl binlerce insan, açlık çekip ölürken
Bütün hasta haneler, hasta dolup taşarken
Fakülte mezunları, işsiz kalıp gezerken
Mal mülk peşinde koşup, bu kadar bencil olma
ANKARA, 04.05.2001
BUGÜN GİT YARIN….
Aç gezdim, açık gezdim onurumla yaşadım,
Başvurduğum makamlar, bugün git yarın dedi.
İşsiz güçsüz kaldım, dostlarımı anladım,
Çaldığım tüm kapılar, bugün git yarın dedi.
Biz altmış beş milyonun, on altı milyonuyuz,
Rantçılar faiz yerken, tefeci kurbanıyız.
Memur geçinemezken, geçim şampiyonuyuz,
Ağladığım duvarlar, bugün git yarın dedi.
Ele minnet etmeyip, soğanla ekmek yerken,
Yamalı ceket giyip, ayıpları gizlerken,
Çoluk çocuk yıllardır, aç yatıp aç kalkarken,
Bizim büyük amcalar, bugün git yarın dedi.
Ankara, 02.11.1999
BULAMADIM KENDİMİ
Küsmüşüm ben hayata, benden sana yar olmaz,
Gece gündüz içerim, yenemedim kendimi,
Düşmüşüm bitmez derde, benden sana dost olmaz,
Sabah akşam gezerim, çözemedim kendimi
Kadehlerde ararım, huzuru mutluluğu,
Şişelerde bulurum, efkarı sarhoşluğu,
Şarkılarda yaşarım, teselliyi dostluğu,
İte kaka giderim, anlamadım kendimi,
Sarıyı kırmızıyı, tarlalarda severim,
Yeşili turuncuyu, yaylalarda dererim,
Maviyi laciverti, denizlerde görürüm,
Dere tepe aşarım, bulamadım kendimi,
Ankara, 19.10.1999
CAN ANNEM
Nice on dokuz nisanlar gördüm, sensiz
Hediye alıp veremediğim günler,
Özel günlerde ağlarım sessiz sessiz,
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Bugün anneler günü, gözlerim doldu
Bir hediye alıp, veremedim diye
Çocuk oğlun, çocuklar sahibi oldu
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Alıp anılarımı dün köye gittim
Doğduğum büyüdüğüm yerleri gezdim
Çiğdem tarlaya, küçücük bir ev yaptım
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Bu mevsimde, her yerde bülbüller öter
Güneş batar-çıkar, her şeye naz eder
Açma yolu çamurlu, Temmuzu bekler
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Yaylalardaki bütün çiçekler açmış
Su yürümüş, ağaçlar dal-budak salmış
Çiğdem çeşme coşmuş, tarlalara taşmış,
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Alın pembe, morun mavi olduğunu
İnsanın güvenilmez, hin olduğunu
Paranın pul, herkesin kul olduğunu,
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Bütün cahiller alim, alimler vezir
Artık gündüzler gece, geceler zehir,
Gemisini yürüten, kaptan-ı kebir
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Dünyanın sonu yoktur, sakın üzülme,
Mezarında rahat ol, bizi düşünme,
Ne güzel gülüyorsun, gençlik resminde
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
Dünyada olup bitenler işte bunlar
Seni kaybettim kaybedeli içim yanar
Hasretin içimde durmadan kanar
Bir görseydin bir bilseydin, can annem
10.05.1996
CANIM SEVGİLİM
Bir tatlı gülüşün, ömrüme bedel,
Bir candan bakışın, dünyalar eder,
Öyle güzelsin ki, canım sevgilim
Bir mahzun duruşun, her şeye değer…
ÇEŞMELER
Seni söyler çeşmeler, eğilip içenlere,
Akıp duran gözeler, tende cana can olur.
Dua eder gönüller, sevilip gidenlere,
Geçip giden nesiller, kalpte kana kan olur.
Kim bilir kimler geçti, bu yalancı dünyadan?
Kefenleri patiska, tabutları tahtadan,
Bir gün uyanacaklar, o ebedi uykudan,
İşlenen tüm sevaplar, orda kara kar olur.
Vaktini boş geçirme, Rabbin hikmeti boldur
Kimseyi üzüp kırma, tamire vakit yoktur.
Dünyadaki ömrünü, hep iyilikle doldur,
Kubbedeki hoş seda, burda şana şan olur.
Rahmetli Babama, Nisan 1999
ÇİÇEK GİBİ
Beni bırakma,
Beni unutma diyorsun,
Bırakır mıyım, unutur muyum,
Bilmiyorum, bilemiyorum ama?…
O kadar gençsin,
O kadar güzelsin ki….
Çocuk gibi,
Çiçek gibi…
Ben sensiz yapamam,
Sensiz yaşayamam diyorsun,
Yapar mısın, yaşar mısın
Bilmiyorum, bilemiyorum ama?…
O kadar safsın
O kadar narinsin ki…
Çocuk gibi,
Çiçek gibi…
Ankara, Ekim 1999
ÇİÇEKÇİ PAZARI
Eskiden pek gitmezdim, çiçekçi pazarına,
Gezerken orda gördüm, menekşe gözlerini,
Renk renk çiçekler açar, her kışın baharında,
Bahçeme tek tek diktim, o çiğdem saçlarını
Gelinlikler içinde, düşündüm durdum seni
Çok beyaz çok zariftin, adeta kuğu gibi,
Mutluluk saçıyordun, Ferhat Şirin misali
Cebime sokup gittim, o beyaz ellerini,
Dizilmiş buket buket, kırmızı beyaz güller
Soldurup sarartmadan, tutuyor narin eler
Bülbüller kıskanırmış, koklar iken güzeller
Derdime ilaç ettim, o şirin dillerini
Ankara, Ekim 1999
ÇİÇEKLER
Şimdi ne ilkbahardır, ne de sonbahar
Mevsiminde çıkacak, bütün çiçekler
Herkes yaşayacaktır, bir gün sonbahar
Mevsiminde solacak, bütün çiçekler
Yine güneş doğacak, sabah olacak
Yine yıldız kayacak, sevgi kalacak
Yine dünya dönecek, yaşam sürecek
Mevsiminde açacak, bütün çiçekler
Rize, 24.10.2002
ÇİLİNGİR SOFRASI
Oturunca dertlerle, çilingir sofrasına,
Sen gelirsin aklıma, içip çökesim gelir.
Kalınca kadehlerle, yapa yalnız başıma,
Bitmez tükenmez derde, gülüp geçesim gelir.
Hayalin ile yaşar, resminle avunurum.
Ne sesini duyarım, ne yüzünü görürüm,
Herkes sefa sürerken, bense hep sürünürüm,
Böyle yaşamaktansa, çekip gidesim gelir.
Kalbime kurulursun, edalı gülüşünle,
Gönlüme oturursun, bütün güzelliğinle,
Gecemi doldurursun, işveli benliğinle
Geceler tükendikçe, tutup yakasım gelir.
İçtiğim her kadehte, seni duyar yaşarım,
Kadeh bir türlü dolmaz, bense dolar taşarım.
Yokluğunla kavrulur, hasretinle yanarım,
Kadehler boşaldıkça, vurup kırasım gelir.
* * *
ÇOBAN olmaya razı ol
Güdülmeye razı olma!..
Ankara, 24.02.2000
ÇOÇUKLUĞUM
Eve bir misafir gelecek de
O gün tavuk pişecek de
Eğer biraz artarsa
Sen de yiyeceksin, ama doymadan…?
ÇOK GERİLERDE KALDI
Politika-siyaset, yasaktır memurlara
Dürüstlük doğrulukmuş, artık dillerde kaldı
Hükümler millet için, konulmuş kanunlara
Liyakat ihtisasmış, çok gerilerde kaldı
Normal süre dolmadan, genel seçimler yapılır
Adaylar açıklanıp, sokaklara çıkılır
Boş vaatler yıllardır, bile bile yutulur
Şerefmiş faziletmiş, hoş anılarda kaldı
Seçimler biter bitmez, hükümetler kurulur
Bakanlar tayin olur, bürokratlar atanır
Herkes bir ekip kurar, abi kardeş çalışır
Hizmetmiş memleketmiş, hep meydanlarda kaldı
Hiç kimse çalışıp, kazanmak istemiyor
Kurulup bürosuna, faiz-borsa gidiyor
Bankacı sanayici karına kar ekliyor
Ahlakmış, karaktermiş, boş söylemlerde kaldı
Sebepsiz yere suçsuz bürokratı alırlar
Bilgisine bakmadan, başkasını atarlar
Mahkemeden dönerse, soruşturma açarlar
Hak hukuk adaletmiş, son kararlarda kaldı
Siyasi bürokratlar, her gün bir çam devirir
Kendisine güvenmez, abisine güvenir
Kanunu hiçe sayar, usulsüz iş bitirir
Tüysüz yetim hakkıymış, saf vicdanlarda kaldı
Alevisi sünnisi dini alet ettiler
Sağcısıyla solcusu, kırk yıl kavga ettiler
Komünistler faşistler ülkeyi mahvettiler
Gerçekmiş hakikatmiş, toz raflarda kaldı.
BEYAZ MELEK
Dağ başında tek açan, sevda kokan çiçeksin
Buldum seni bir kere, fikrinden silme beni
Kırlara kanat açmış, aşk dolu kelebeksin
Çaldım seni bir kere, zikrinden silme beni
Karanlık gecelerde, lamba ışığımsın
Dinmeyen acılarda, şifalı ilacımsın
Gülmeyen şu bahtımda, canımsın cananımsın
Gördüm seni bir kere, ömründen sime beni
Gözlerine bakınca, denizlerde yüzerim
Ellerini tutunca, gökyüzünde gezerim
Saçlarına değince, bil kendimden geçerim
Tuttum seni bir kere, gönlünden silme beni
Hayatıma çakılmış, sarı saçlı çivisin
Canıma can katmış, mavi gözlü şirinsin
Beni cennete koymuş, beyaz melek gibisin
Sevdim seni bir kere, kalbinden silme beni
İstanbul 11.10.1996
DERDİM DERMANIM BENİM
Dün gece Rumelinde, bizim şarkımız söylendi.
Geliverdin aklıma, aşkım kadınım benim.
Söylenirken o şarkı, anılar tazelendi.
Çöküverdin yanıma, canım cananım benim.
Öyle bir geceydi ki, sen bir melek gibiydin,
Pek çok güzeller gördüm, sen bir çiçek gibiydin,
Ben bir garip abdaldım, sen kelebek gibiydin,
Açıverdin gönlüme, gülüm dikenim benim.
Girdin deli gönlüme, bir defa güldürmedin,
Ateşe attın beni, bir lahza söndürmedin,
Hasret kaldım yüzüne, bir daha görünmedin,
Gidiverdin ırağa, yarim yarenim benim.
Kim bilir şimdi nerde, kimlerle berabersin?
Hangi güzel alemde, dost meclisi eylersin,
Belki de bizim için, o şarkıyı söylersin,
Giriverdin kalbime, derdim dermanım benim.
10.04.1997
Devleti soyanlar mert, soymayan namert oldu
Kurşun sıkanlar mağdur, yiyenler kahpe oldu
Kimlerin eli kimin, cebinde belli değil
Yalanla dolanla çok, insanlar mahkum oldu
DİKEN KENDİNE BATMAZ
DOST
Sence ben dostun muyum, evet öyleyim
Sence sen dostum musun, hayır değilsin
Bence ben dostun muyum, evet öyleyim
Bence sen dostum musun, hayır değilsin
02.07.2001
DOSTLAR ANAM AĞLATTI?…
Ne çektiysem dünyada, dostumdan çektim
Bana dostu övenler, bağrım dağlattı
Ne gördüysem dünyada, dostumdan gördüm
Bana dost görünenler, yaram kanattı.
Aşık VEYSEL misali, dosta sarıldım
Aslı-Kerem misali, aşka büründüm
Ferhat-Şirin misali, sana sığındım
Bana dostluk verenler, gönlüm darılttı.
Atalar demişler ki, dosta güvenme
Dostunda dostu vardır, sırrını verme
Ağam dostunu söyle, kerem eyleme
Bana dost görünenler, saçım ağarttı.
İnsanlar insanlarla, iyi gün dostu
Bulamazsın yürekten, kötü gün dostu
Hiç kimse bilmiyor, kim kimin dostu
Bana dostum diyenler, anam ağlattı…
Ankara, 09.01.2001
DOSTUN BENİM
Nehirdeki sel gibi, dökülmüşüm ben sana
Dünyada aşk sürdükçe, aşk benim aşkın benim
Ağaçtaki dal gibi, tutunmuşum ben sana
Dünyada yar oldukça yar benim yarin benim
Bembeyaz güvercinler, uçurmuşum semaya
Pespembe güzellikler, kondurmuşum doğaya
Masmavi derinlikler, doldurmuşum deryaya
Dünyada dost kaldıkça, dost benim dostun benim
* * *
NE ANLARSIN
Durmadan uzamışsın
Upuzun olmuşsun
Kavaktan da kavaksın
Sen alçaktan ne anlarsın
Durmadan yemişsin
Şipşişko olmuşsun
Ayıdan da ayısın
Sen açlıktan ne anlarsın
DÜĞÜN DERNEK OLA….
Koşun koşuşturun gençler, gençler adına
Düğün dernek ola, halay kurula
Dolun doluşturun, dostlar hayrına
Düğün dernek ola, halay kurula
Bulun buluşturun, eşten ahbaptan
Verin veriştirin, elden ayaktan
Takın takıştırın, marktan dolardan
Düğün dernek ola, halay kurula
Görün görüştürün, karar verilsin
Gülün gülüştürün, neşe saçılsın
Sevin seviştirin, nikah kıyılsın
Düğün dernek ola, halay kurula
Ankara, 15.01.2001
DÜNYA KADAR
Dünya kadar dostum vardı
Dünya kadar arkadaşım
Makam bitince ne dostum kaldı
Ne de bana dost bir arakadaşım….
DÜNYA MI BATAR?…
İlkbahar gelip de, yaşam başlarken
Koşup geliversen, dünya mı batar
Çiçekler açıp da, doğa gülerken
Bakıp gülüversen, dünya mı batar
Yağmurlar yağıp da, toprak doyarken
Karlar eriyip de, sular coşarken
Nehirler akıp da, deniz dolarken
Gülüp geçiversen, dünya mı batar
Gündüzler bitip de, akşam olurken
Yıldızlar çıkıp da, sema ışırken
Karanlık çöküp de, herkes uyurken
Kalıp yatıversen, dünya mı batar
Ateşler yanıp da, duman tüterken
Sonbahar olup da, kuşlar göçerken
Seneler geçip de, ömür biterken
Tutup da dönüversen, dünya mı batar
Yürekler atıp da, nabzı tutarken
Gönüller uçup da, aşkı ararken
Sevgiler ekip de, sevda biçerken
Değip kaçıversen, dünya mı batar…
Rize, 21.10.2002
ETMEYİN EYLEMEYİN
Sevgiden öte ne var, bu ölümlü dünyada
Dostluk aşktan gayrı, etmeyin eylemeyin
Sevgilin dostun varsa, senin bu dünyada
Para da pulda odur, etmeyin eylemeyin
Sahip olsan dünyaya, sözün geçmez bir pula
Her gün kazsan toprağı, hükmün geçmez bir taşa
Hükümdar olsan bile, can olamazsın cana
Doğru da hak ta budur, etmeyin eylemeyin
Ankara, 13.05.2002
EY GÜZELLER GÜZELİ
Geleceksen şimdi gel, henüz ömür bitmeden,
Dünyama dünyalar kat, ey güzeller güzeli
Seveceksen şimdi sev, henüz vakit geçmeden,
Ömrüme ömürler kat, ey güzeller güzeli
Güleceksen şimdi gül, ağlamak kar etmesin,
Vereceksen şimdi ver, hevesim tükenmesin,
Döneceksen şimdi dön, kaderim değişmesin,
Sevgime sevgiler kat, ey güzeller güzeli
Ankara, 19.10.1999
Fakir giyindirip, dua etsen ya
Çocuk sevindirip, gönül alsan ya
Eninde sonunda, ölüm gelecek
Büyük küçük bilip, hatır sorsan ya
FIRAT
Bir türkü vardı, hani
Herkesin dilinde
Kim söylerse söylesin
Kim çalarsa çalsın
O türküyü dinlerken
Beni hatırla demiştin
Sen benim için
Yalnız türkülerde misin?
Yediğim ekmekte, içtiğim suda
Kanımda, canımda
Baktığım dokunduğum her şeydesin
Sen benimsin, benimlesin…
Bak işti yine o türkü
Dertli yanık sesiyle
Bir kadın söylüyor uzaktan
Tarlalarda, bağlarda
Çapa yapanları, tohum saçanları
Fırat’ı düşünüyorum, gözlerim yaşlı
Serin Fırat, derin Fırat, hain Fırat…..
Deri bir nefes alıyorum
Ciğerlerimde yağmur buğusu
İlkbahar geliyor aklıma
Burnumda buram buram toprak kokusu
Ne zaman yağmur yağsa,
Otlar büyür, ağaçlar yaprak açar
Kuşlar geri döner, sevinç çığlıkları atar,
Fırat delirir, köpürür, coşar
Çılgın Fırat, azgın Fırat, zalim Fırat
Bir nefes rüzgarda,
Alevler sarar her yerini
Terin sırılsıklam çarşaflarda
Bir türlü uyuyamazsın geceleri….
Seher vaktinden akşamlara
Bütün kızgınlığıyla güneş
Kurşunlar bu toprakları….
Ne bakabilir ne çalışabilirsin
Her gün bir başka yanar insanlar
Suya mahkum, güneşe çaresizsin
Sönüp gider bütün umutlar
Eller nasırlı, yüzler yanmıştır
Sabahtan akşama, boğuşursun kara toprakla
Gözler çökmüş, umutlar yıkılmıştır
Didişip durursun kara bahtınla
Durgun Fırat, yorgun Fırat, suskun Fırat…
Asırlardır kader ağlarını örüp durur ovada
Tüm canlılar susuz, aç-bilaç
Ey gafiller, boşa akmasın sarılın Fırat’a
Ağaçlar kuşlar bir damla suya muhtaç….
Doğası budur onun, bin yıldır akar gider
Dağlara ovalara, yaslanıp uzar gider
Şu Fırat’ın suları, aşk olur, türkü olur
Gönülleri, kalpleri, coşturup yakar gider
Sesi geliyor, dağların ardından
Bitmeyen uğultusuyla akıyor
Geçip gidiyor insanların arasından
İçimden bir şeyler kopuyor
Gözlerim doluyor, yutkunamıyorum
Kirpiklerimin ucunda nem
Bir tarafta Fırat, bir tarafta sen
İnan seni hiç unutmadım
Aklımda Fırat, hayalımde sen….
31.03.1997
GÖNÜL FERMAN DİNLEMEZ
Töre hayır da dese, gönül ferman dinlemez
Gönül kimi severse, sevgilim güzel olur
Dil yalan da söylese, gönül asla söylemez
Gönül kime akarsa, cananım güzel o dur
GÖZLERİN
Hani, o gözlerin var ya
Yeşil yeşil, iri iri
Onlardan seni bana sevdiren
Leyla gibi, Mecnun gibi….
* * *
Toplumdaki yerinizi anlamak istiyorsanız, seçimlerde aday olun…
Ankara, 01.07.2002
GÜLMEK İSTER GÜLEMEM
Seni üzgün gördükçe, için için eririm,
Biliyorum acını, çekmek ister çekemem,
Umutlar tükendikçe, hayattan vazgeçerim,
Görüyorum halini, çözmek ister çözemem.
Sen ağladığın zaman, elbet ben de ağlarım,
Sen güldüğün anlarda, zaten ben de gülerim,
Sen mutlu olduğunda, bil ki ben de olurum,
Özlüyorum ben seni, gelmek ister gelemem.
Her gün senle yatar, senden ayrı kalkarım,
Bazen resmine bakar, bakar bakar ağlarım,
Eski şarkılar söyler, söyler söyler yanarım,
Biliyorum derdini, çözmek ister giremem.
Güne bakan gibiyim, sana dönük dururum,
Susuz çorak çöllerde, akan çeşmen olurum,
Seninle nefes alır, her an seni solurum,
Anlıyorum hissini, sevmek ister sevemem.
Yeter ki iste benden, ne dersen yaparım,
Kadere isyan eder, bu düzeni yıkarım,
İstersen bu alemi, alev alev yakarım,
Seviyorum ben seni, gülmek ister gülemem.
Mengen, 24.10.1999
GÜLÜŞLERE SEVDALIM
Gözlerinde hüzün var, niye küstün darıldın
Bakışları edalım, gülüşleri sevdalım
Sözlerinde sitem var, niye kızdın darıldın
Duruşları endamlım, gülüşleri sevdalım
Gülmüyor yüzün yine, yağmurlu günde misin
Çıkmıyor sesin neden, kuyu dibinde misin
Görmüyor gözün yoksa, dertli efkarlı mısın
Sevinçleri tutsaklım, gülüşleri sevdalım
* * * *
Haklıysan,
Hakkını yedirmeyeceksin,
Haksızsan,
Susup, asaletini kaybetmeyeceksin.
* * * *
Haksızlığa karşı çıkmayanların, hak istemeye hakları yoktur.
* * * *
HAYATIM ZİNDAN ARTIK
Tam seni buldum derken, elimden uçup gittin
Gecem yok gündüzüm yok, mekanım zindan artık
Bin bir hayal kurarken, dertlere mahkum ettin
Şevkim yok hevesim yok, yaşantım zindan artık
Madem terk edecektin, neden yüzüme güldün
Bırakıp gidecektin, neden delice sevdin
Neden unutacaktın, neden gönlüme girdin
Şansım yok kaderim yok, her anım zindan artık
Unutsan da sen beni, unutamam ben seni
Anmasan da sen beni, anacağım ben seni
Sevmesen de sen beni, seveceğim hep seni
Aşkım yok ümidim yok, hayatım zindan artık
Ankara, 18.02.2000
Hayatını mahvettin
Hayatımı mahvettin
En sonunda
Bizi mahvettin
Ömrünü tükettin
Ömrümü tükettin
En sonunda
Bizi tükettin
1995
HAYDİ GENÇLER SAHİP ÇIKIN ÜLKEYE
Eskiden devlet kurar, devletleri yıkardık
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Çağları değiştirir, tarihleri yazardık
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Millet geçim derdinde, bazıları sazlarda
Millet seçim sathında, bazıları barlarda
Millet hüsran içinde, bazıları turlarda
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Herkesin gönlünde bir sosyal hukuk devleti
Herkesin elinde bir siyasetçi posteri
Herkesin dilinde bir vatan millet söylemi
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Şaban, vatan kurtaran, aslan parçası oldu
Bunca varlık içinde, fakirlik kader oldu
Siyasi tecrübede, adam seksenlik oldu
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Vergimizi tam verdik, onlar çarçur ettiler
Askerliği biz yaptık, onlar sahip çıktılar
Kanunlara biz uyduk, onlar hep çiğnediler
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Ticarette siyasette, üç kağıtçılık yaptık
Sanatta sinemada, televolelik olduk
İlimde üretimde, daima yaya kaldık
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Vurguncular hırsızlar, beyefendi oldular
Namuslu geçinenler, yazık sessiz kaldılar
Yediler memleketi, bir türlü doymadılar
Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete
Haydi gençler uyanın, bu işe bir dur deyin
Haydi gençler doğrulun, bu işe bir çare bulun
Haydi gençler davranın, bu gidişe son verin
Ne oldu size böyle, sahip çıkın ülkeye
Ankara, 30.06.2002
HER GÖNÜLDE BİR YARA
Bahar gelip bülbüller, sabaha dek öterken
Sevda çeken yürekler, bin bir çare ararken
Yorgun düşen akşamlar, alev alev yanarken
Her gönülde bir yara, başka türlü kanıyor
Hak vaki olup bir gün, gitsem öte dünyaya
Sen de unutup beni, dalar mısın hülyaya
Sevenler sevilmezse, güç yeter mi sevdaya
Her gönülde bir yara, başka türlü kanıyor.
Ankara, 14.05.2002
HER ŞEY SENİNLE GÜZEL
Bu yılda bahar geldi, her taraf yeşillendi,
Hava güzel su güzel, hepsi seninle güzel
Bak bülbüller ötüyor, yapraklar tazelendi
Hayat güzel aşk güzel, hepsi seninle güzel
Ağaçlar çiçeklenip, güzelce süslendiler
Yavrular palazlanıp, epeyce büyüdüler
Tohumlar olgunlaşıp, ekine dönüştüler
Çiçek güzel dal güzel, hepsi seninle güzel
HERKES OYNASIN, HERKES GÜLSÜN
Bir şiir yazmak istiyorum,
İçinde çocuklar olsun
Düdükler ötsün, atlı karıncalar dönsün
Sabaha kadar, balonlar uçsun
Umut olsun, sevgiler yürüsün
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde öğrenciler olsun
Dersler okunsun; sınıflar geçilsin
Sabaha kadar okullar sürsün
Öğretmenler olsun, bilim sürsün
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde işçiler olsun,
Davul-zurna çalsın,grevler bitsin
Sabaha kadar halay çekilsin
Zam yapılsın, sorunlar çözülsün,
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde memurlar olsun,
Maaşlar artsın, enflasyon düşsün
Sabaha kadar, bürokratlar koşsun
Kariyer-liyakat olsun,devlet büyüsün
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde sanatçılar olsun,
Kemanlar çalsın, şarkılar olsun
Sabaha kadar, şenlikler sürsün
Muhabbet olsun, gönüller dolsun
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum
İçinde köylüler olsun
Tarlalar sürülsün, ekinler ekilsin
Sabaha kadar, değirmenler öğütsün
Yağmur yağsın, toprak su görsün
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde esnaflar olsun
Kazançlar artsın, vergiler kalksın
Sabaha kadar alış veriş sürsün
Para kazanılsın, borçlar ödensin
Herkes oynasın, herkes gülsün
Bir şiir yazmak istiyorum;
İçinde siyasetçiler olsun
Seçimler yapılsın
Sabaha kadar oylar sayılsın
Demokrasi olsun, Cumhuriyet sürsün
Herkes oynasın, herkes gülsün
16-17.10.1996
Eski Başbakanlarından Rahmetli Bülent ECEVİT’in konuk olduğu bir programda bu şiirim okunmuştur.
******************************************
Hiç kimseyi
Aptal ve salak görme
Eğer öyle görürsen
Aptal ve salak sensin
* * *
HOŞ SADA
Esas olan kubbede, hoş sada bırakmakmış
Ne ekersen elinle, o gelir bil seninle
Meğer bundan gayrısı, kubbede boş sadaymış
Ne edersen aklınla, o gider bil seninle
İnsana iyilik et, gönlün huzurla dolsun,
Vatana bir fidan dik, halka faydan dokunsun
Memlekete çivi çak, mekanın cennet olsun
Ne yaparsan gönlünle, o yaşar bil seninle….
İÇİMDEN
Kırlarda deli gibi, koşmak ve coşmak
Top oynamak geçiyor, bugün içimden
Dağlarda-ormanlarda, mantar toplamak
Şiir yazmak geçiyor, bugün içimden
15.12.1996
İĞNE BATTIĞI YERİ KANATIR
İNŞALLAHLA MAŞALLAHLA…
Çalışıp kazanmadan, hak etmeyi isteriz
Sığınıp yaradana, gideriz maşallahla
Uğraşıp didinmeden, üretmeyi isteriz
Güvenip yüce Rabbe, geliriz inşallahla
Miskin miskin oturup, Tanrıdan dileniriz,
Nerde bir gölge bulsak, altında dinleniriz
Üstelik hayal kurup, neler neler dileriz
Üzülüp yorulmadan, yaşarız dualarla
Ezanla uğraşırız, Türkçe okunsun diye
Türbanı konuşuruz, nerde takılsın diye
Laikliğe takarız, devlet kurtulsun diye
Düşünüp anlamadan, kıldığımız namazla
Uyan silkin artık, kimseden bir fayda yok
İnançlara saygıdan, daha güzeli yok
Şunlar cennetlik diye kimsenin bir kaydı yok
Oturup usanmadan, okunan Kuran’larda
Rize, 19.10.2002 Çaykur Misafirhanesi
İSTER
İster gel, ister gelme
İster küs, ister küsme
Ben buyum anladın mı?
İster sev ister sevme….
KADIN;
Sevince ve sevilince,
Mucizeler yaratan bir varlıktır.
KİME NE?
Yine kırlarda çiğdemler açmış,
Bir yaz boyu, sular boşa akmış
O eski plak bizim şarkımızı çalmış
Kime ne?
Her yıl yeni çiftler birbirini sevmiş
Gönüllerde sevda gelip gitmiş
Meğer bizim ki aşk değilmiş
Kime ne?
Ağaçların yaprakları dökülmüş
Sevgi için türküler düzülmüş
Biz şimdi ayrı düşmüşüz
Kime ne?
* * *
Kimileri köşe dönme peşinde,
Önüne geleni kandırıyor.
Kimileri geçim derdinde,
Gece gündüz uğraşıp duruyor…
KIR ÇİÇEKLERİ
Dağlarda bayırlardayım,
Kır çiçekleri topluyorum,
Sarı, kırmızı, mavi, beyaz
Soruyorum mutluluk bu mu diye…
Bir çiğdem koparıyorum,
Saçlarının renginde,
alıp avuçlarıma kokluyorum.
Aşkın kanunu bu mu diye…
Bir papatya koparıyorum
Teninin renginde
Koparıp yapraklarını sayıyorum,
Seviyor mu sevmiyor mu diye…
Bir zambak koparıyorum
Gözlerinin renginde
Dokunup yapraklarına mırıldanıyorum
Hakkın adaleti bu mu diye…
Eğilip üstlerine, bir nefes çekiyorum
Kaybolup gidiyorlar, ellerimin içinde
Toplayıp teker teker, kalbime dikiyorum
Yeniden açıyorlar, aşkın rengi bu diye…
14.10.1998
KIRASIM GELİR
Ne zaman ki gençliğim, gelse aklıma
Dönüp de geçmişime, yanasım gelir
Ne kadar ki çektiğim, dert çile varsa
Doldurup bir çuvala, atasım gelir
Nasıl da boşa geçmiş, güzel yıllarım
Geçen bunca zamana, şimdi yanarım
Geri gelmez bir günüm, ona ağlarım
Vurup başım duvara, kırasım gelir
Ankara, Nisan 1998
KOLAY MI?
Kolay mı sensizliğe katlanmak,
Seni hep içimde taşımak,
Her gece sensiz yatıp,
Her sabah sensiz kalkmak,
Kolay mı?….
Bugün 1980’de bir Kasım gecesi,
Saat çoktan olmuş gece yarısı,
Tutturmuşum bir aşk türküsü,
Tutturmuşum ama, söylemek
Kolay mı?…
Sen gittin gideli, bilmem kaç mevsim geçt
Ağaçlar, kuşlar hep dertli
Benim gönlüm zır deli,
Deli ama, susturmak
Kolay mı?…
Artık sana şiirler yazmayacağım,
Ellerinden tutmayacağım,
Kim yazarsa yansın, tutarsa tutsun
Dönüp bakmayacağım demek
Kolay mı?…
KÖYÜNDE YATIYORSUN
KALBİMDE YAŞIYORSUN
ATAMSIN, BABAMSIN
MEKANIN CENNET OLSUN…
Mengen, 28.05.1999
KÜSKÜNÜM SANA KADER
Küskünüm sana kader, senden bana dost olmaz
Hep koşturdun peşinden, her zaman üzdün beni
Ettiklerin yanına, dilerim ki kar kalmaz
Eskimiş çaput gibi, fırlatıp attın beni
KÜSMEKTE NEYİN NESİDİR
Kendin geldin kuruldun gönül bahçeme
Şimdi gitmeler de neyin nesidir
Kendin çıktın oturdun, ömür tahtıma
Şimdi kaçmalarda neyin nesidir
Ne güzel arkadaş biz can canaydık
Birlikte üzülen dost, iç içeydik
El ele yürüyen yar, yan yanaydık
Şimdi küsmelerde, neyin nesidir?….
*************
Bu bahçe senindir
Buyur gel otur
MEMLEKETİN HALİ
Bu memleketin
Yağı var, unu var
Hamuru var, mayası var
Helvayı yapacak, aşçısı yok
Bu memleketin
Dini var, imanı var
Düğünü var, bayramı var
Milleti kucaklayacak, hocası yok
Bu memleketin
İlmi var, irfanı var
Okulu var, öğretmeni var
Mevtayı kaldıracak imamı yok…
Bu memleketin
Taşı var, toprağı var
Tarımı var, sanayii var
Tarlayı sürecek, çiftçisi yok
Bu memleketin
İneği var, öküzü var
Kurdu var, kuzusu var
Hayvanı güdecek, çobanı yok
Bu memleketin
İşçisi var, patronu var
Grevi var, lokavtı var
Ekonomiyi kurtaracak, adamı yok
Bu memleketin
Meclisi var, vekili var
Demokrasisi var, hürriyeti var
Bunları kavrayacak şuuru yok
Mutsuzluk üstüne kurmuşum
Hayallerimi dünyamı,
Kim kaybetmişte, ben bulmuşum,
Siyah gözlü HÜLYA’yı
* * *
NASIL BAKARSAN, ÖYLE GÖRÜRSÜN,
NASIL DÜŞÜNÜRSEN, ÖYLE YAPARSIN
ANKARA, 25.02.2000
NAZIM HİKMET’e
Dün,
Vatan haini dediler
NAZIM’a
Komünist diye aşağıladıkları
HİKMET’e
Öldükten sonra,
Her gün sövenler, şimdi övüyorlar
Memleketten kovanlar, şimdi sarılıyorlar
Yerden yere vururlarken, şimdi savunuyorlar
Utanıp sıkılmadan
Şimdi onunla kalkıp, onunla yatıyorlar
Ankara, 01.07.2002
Nazına edana, kurban olurum
Baktığım her şeyde seni bulurum,
Sevmesen de bana, darılmam sana
Aldığım nefeste, seni solurum.
Ankara, 14.04.1998
NE….,
Ne güneşi istiyorum, ne yağmuru, ne karı
Ne şarkı istiyorum, ne söyleyeni, ne sazı
Ne kadın istiyorum, ne esmeri, ne sarışını
Yalnız seni istiyorum, seninle olan hayatı
***************************
Ne konuşmak istiyorum, ne duymak,
Kulaklarım her şeye tıkalı
Ne bilmek istiyorum, ne görmek,
Gözlerim sımsıkı kapalı
Aklım ermiyor hiçbir şeye
Gözlerim hep ağlamaklı…
******************
Ne şarkılardasın, ne türkülerde,
Yanı başımda dost, gönlümde aşksın,
Ne şiirlerdesin, ne romanlarda,
Damarlarımda kan, içimde cansın.
NEFES
Bir nefes ömürdür ama
Ömür bir nefes değildir
NEYE YARAR?…
Yıl 1980, mevsim ilkbahardı
Kader karşıma, seni çıkardı.
Artık o eski günler mazide kaldı
Neye yarar?….
Önceleri nasılda mutluyduk,
Bağlanmak yok diye konuşmuştuk
Cennetten bir dünya kurmuştuk
Neye yarar?…
Hayat dediğin nedir ki zaten,
İnsan seviyor, seviliyor bazen
Ne yazık ki, ayrılıverdik birden
Neye yarar?…
Sen seninle, ben benimle kaldım
Aşkımı aşkına, köle yaptın
Sevgilim diye sana taptım
Neye yarar?…
Bulmuştum, sevmiştin seni
Ağlıyorum, yanıyorum şimdi
Gururumuz bitirdi her şeyi
Neye yarar?…
Ellerim ellerini, gözlerin gözlerimi
Yüreğim yüreğini, başım dizlerini,
Bilsen nasıl arıyorlar birbirlerini,
Neye yarar?…
Sensiz anlamı yok, hiçbir şeyin
Ne yaşamanın, ne de sevmenin
Dünya güzeliymiş sevgilin,
Neye yarar?…
Neye yarar, seni görmeyince
Neye yarar, seni duymayınca
Neye yarar, seni sevmeyince
Neye yarar?…
***************************
Olman gereken yerde, mutlaka olacaksın
Durman gereken yerde, elbette duracaksın
Eğer biraz sayılıp, sevilmek istiyorsan
Susman gereken yerde, şüphesiz susacaksın
OYUN ÇOCUĞU
O yalan gülüşün, seni anlatır
O sahte bakışın, seni aldatır.
Kapat şu çeneni, oyun çocuğu
Davul-zurna, horon, seni oynatır
Ankara, 13.04.1998
ÖLÜMSÜZ İNSAN OLMAZ
Güvenme makam-mevkie, bir gün mutlaka biter,
İnsan gibi insan ol, hatasız insan olmaz.
Aldanma, itibara; gücün oldukça sürer,
Adam gibi adam ol, vicdansız insan olmaz.
Güvenme mala-mülke, kefenin cebi yoktur.
Dünya nimetidir bu, bazen az bazen çoktur.
Alın teri kutsaldır, inan helal-i hoştur.
Mal can yongasıdır, mekansız insan olmaz.
Güvenme söze lafa, alay edip gülerler.
Yazılanlar bakidir, sözler uçup giderler.
Birbirini çekemez, dedikodu ederler,
Sözünün sahibi ol, kelamsız insan olmaz.
Güvenme şan-şöhrete, arsıza laf kar etmez.
Düşme kötü yollara, ömür biter yol bitmez.
Aldanma iltifata, güzellik sürüp gitmez.
Kimse melek değildir, günahsız insan olmaz.
Güvenme para-pula, üstünde duran yüktür.
Veren el alan eldin, hep daima üstündür.
İyilik yap çöpe at, Yaradan çok büyüktür.
Mağlup olma hırsına, kusursuz insan olmaz.
Güvenme eşe-dosta, herkesin derdi candır.
Sakın sırrını verme, dostunda dostu vardır.
Yazık ki kötü günde, yanında olan azdır.
Asla darılıp küsme, kimsesiz insan olmaz.
Güvenme köşke-tahta, hep gelip geçicidir.
Sultan Süleyman bile, sonsuz tarih değildir.
Dünyada bütün yollar, çıkışlı inişlidir.
Oku, çalış-çabala, ölümsüz insan olmaz.
Ankara, 19.12.1996
ÖMRÜNE YAZIK ETME
Ölüme giden yolda, boşa vakit geçirdik
Eğer beni dinlersen, kendine yazık etme
Doğduk doğalı her gün, hayatı erteledik
Bana kulak verirsen, vaktine yazık etme
Çocukken çözemedik, hayatın sırlarını
Gençlikte bilemedik, baharın bittiğini
Olgunken göremedik, yılların geçtiğini
Beni büyük bilirsen, ömrüne yazık etme
Ankara, 04.06.2001
ÖYLE Mİ?
Demek artık gidiyorsun
Bir daha hiç görüşmeyeceğiz
Öyle mi?
Bir daha seninle
Asla buluşmayacağız
Şartlar ne olursa olsun
Hiç konuşmayacağız
Durup dururken, sebepsiz yere
Biz ayrılacağız,
Öyle mi?
Yani sen, gönül zincirlerini koparıp
Sevgi çemberlerini kıracaksın
Avuç avuç yıldızlar toplayıp
Kendi mevsimlerini yaşayacaksın
Eskimiş anılarını söküp,
Kaybolmuş umutlara çakacaksın
Beni hasret çukurlarına atıp
Sevda doruklarında eseceksin
Yağmurlu ilkbaharlarda uyanıp
Özgürlük denizlerinde yüzeceksin
Öyle mi?…
Bir nefeslik şu kısa ömrünü
Güneşsiz yüreklerde tüketeceksin
Bir gülüşlük tebessümünü
Karanlık alemlerde solduracaksın
Bir anlık sevincini
Çorak duygularda çürüteceksin
Bir tutamlık aşkını
Kurak gönüllerde öldüreceksin
Bütün çile dikenlerini
Tek tek ellerinle koparacaksın
Öyle mi?
Oysa, ben seni çok aramış
Yıllar sonra zor bulmuştum
Sana dostluk, yarenlik etmiş
Can can demiştim
Seninle hayatı paylaşmış
Gece gündüz yolunu gözlemiştim
Seni gönülden sevmiş
Hasretini. Derdini çekmiştim
Şimdi beni, benimle bırakıp
Çekip gideceksin
Öyle mi?…
Git gidebildiğin kadar
Zaten benim ömrümde
Kaç mevsim var
Varsın, renkli ilkbahar günleri senin
Dertli sonbahar bülbülleri benim olsun
Ilık yaz akşamları senin
Donuk kış geceleri benim olsun
Demek her şeyden, herkesten kaçacaksın
Ve sen bunun adına
Kader diyeceksin
Öyle mi?…
İstediğin ne varsa, al götür
Yaşadıklarım bana yeter
Çünkü seninle yaşadıklarım benim
Her şeyden fazla eder, her şeye değer
Demek artık gidiyorsun
Bir daha hiç görüşmeyeceğiz
Aynı dünyada biz seninle
Ayrı ayrı yaşayacağız
Biz ayrılacağız
Öyle mi?….
Ankara, 27.07.2001
Türkiye’de siyaset;
Alttakilere vaat,
Ortadakilere umut,
Üsttekilere imkan dağıtmaktır.
******************************
Sevgin yoksa
Sabrın yoksa
Sırrın yoksa
Saygın yoksa
Sen de yoksun !….
*****************
İrademiz dışında geldiğimiz dünyada,
İrademizle yaşamalıyız.
****************
Yürümek her zaman
Durmaktan iyidir.
********************
Sevgi;
Özde yaşatılamıyorsa,
Sözde yaşatılamaz…..
**********************
Şiirlerimde yazdığım bazı şeyleri
Yaşadığım doğrudur.
Ancak yazdığım her şeyi
Yaşadığım doğru değildir.
PALA ÇANTAM
Hep içinde dururdu, kitabım ve azığım
Yarım metre basmadan, diktiğim pala çantam
Okul boyunca beş yıl, boynumda taşıdığım,
Allı morlu basmadan, sevdiğim pala çantam
Ocak ayı gelmeden, bir metre kar yağardı.
İçimizden birisi, önde çığır açardı.
Zemheride üşürken, beni o ısıtırdı,
Hırkam, atkım, kabanım, her şeyim pala çantam
Son ders zili çalınca, hemen eve koşardım
Koştukça hoplar durur, sağa sola kayardın.
Öyle ki sen sırtımda, parasız kiracımdın,
Eskimeyi bilmeyen, sırdaşım pala çantam
İlkbaharın sonunda, tatile girilirdi,
Her sene üç-beş kişi, mezun olup giderdi.
Ömrünü kene gibi, hep sırtımda tüketti,
Boyun bağım, sırt yüküm, yoldaşım pala çantam
23.04.1996
SANA DUYDUĞUM HASRET BİTMKİYOR BENİM
Sen geleceksin diye, bizim ellere
İnan gözüme uyku, girmiyor benim
İsterse aşkım düşsün, dilden dillere
Vallah içim içime, sığmıyor benim
Senden bir haber alsam, neşe dolarım
Sen gelince aklıma, hayal kurarım
Yalnız dünyamda, yalnız, seni yaşarım
Ettiklerin aklımdan çıkmıyor benim
Ne çok çileler çektim, gülmedi yüzüm
Ağam paşam dediler, geçmedi sözüm
Seni sevdim seveli, tomurcuk gülüm
Bu türlü kara bahtım, gülmüyor benim
Senle aynı dünyada, ayrı yaşarız
Bazen hayata küser, bazen ağlarız
Kuralları dinlemez, şartı bozarız
Sensiz olan günlerim, geçmiyor benim
Özü güzelim sözü güzelim benim
Gönlü sevdalım gözü güzelim benim
Bin bir edalım yüzü güzelim benim
Sana duyduğum hasret, bitmiyor benim
Ankara, 23.04.2001
SANA OLAN SEVGİM BİTMEDİ BENİM
Sen gittin gideli, bizim ellerden
Gözlerimde yaşlar, dinmedi benim
Ben bildim bileli, gurbet ellerden
Böyle misafirim, gelmedi benim
Kim bilir bir daha, kısmet olur mu
Birlikte olmaya, vakit kalır mı
Bütün bunlar için, ömür yeter mi
İçimdeki umut, sönmedi benim
Gündüzüm karanlık, sen gelmeyince
Hayatım perişan sen olmayınca
Gecelerim zindan, sen kalmayınca
Ömrümün sabahı, olmadı benim
Gözlerim yollarda, öyle beklerim
Aylar yıllar geçti, söyle nerdesin
Seni çok özledim, görmek isterim
Bekleyecek sabrım, kalmadı benim
Sen benim canımsın, candan ötesin
Sen benim dostumsun, dosttan ötesin
Sen benim yarimsin, yardan ötesin
Sana olan sevgim, bitmedi benim
Ankara, 02.05.2001
SELAMIM OLSUN
Bırakıp da gittin, beni burada
Gittiğin ellere, selamım olsun
Kim bilir kimlesin, şimdi orada
Seni sevenlere, selamım olsun
Yıllarca koşturdun, peşinden beni
Ekmek katık ettim, kederi derdi
Bilseydin ne de çok, severdim seni
Özü güzellere, selamım olsun
Arzular tükendi, hevesim geçti
Mecalim kalmadı, dermanım bitti
Yanarım yıllara, ömrümce şimdi
Aşka erenlere, selamım olsun
Bilmedim tatmadım, hayat-ı zevki
Görmedim sürmedim, safayı şevki
Kırmadım satmadım, yoldaşı dostu
Kalbe girenlere, selamım olsun…
Ankara 1998
SEN BİZİM BABAMIZSIN
Yıllarca hamal gibi, çalışıp baktın bize
Aç kaldın açık kaldın, hiç şikayet yetmedin
Hayatını adadın, ömrünce hepimize
Yemeyip yedirdin, hiç şikayet etmedin
Gece gündüz demedin, bizim için koşturdun
Gönlünce eğlenmedin, hayatını soldurdun
Evle iş arasında, koca ömür doldurdun
Gezmeyip gezdirdin, hiç şikayet etmedin
Adam olalım diye, kendi kendini yedin
Zevkince kuşanmadın, hep fedakarlık ettin,
Bir takım elbiseyi, sekiz yılda eskittin
Giymeyip giydirdin, hiç şikayet etmedin
Gönlümüzün aslanı, sen bizim canımızsın
Sevgimizin temeli, sen bizim kanımızsın
Evimizin direği, sen bizim babamızsın
Gülmeyip güldürdün, hiç şikayet etmedin
Sofradaki aşını, hep bizimle bölüştün
Üstündeki hırkanı, yamalıklı örtündün
Cebindeki paranı, bizim için harcadın
Yaşamayıp yaşattın, hiç şikayet etmedin
Ankara, 07.02.2000
SEN Kİ…
Sen ki gönül bahçemde, yalnız açan çiçeksin
Göz yaşımla sulayıp, özenle büyüttüğüm
Sen ki sevda gözemde, sessiz akan pınarsın
Yüreğimle besleyip, sevgiyle akıttığım
SEN NASIL YARSIN
Ne şarkılarda varsın, ne dertli gönüllerde,
Sen nasıl bir yarsın ki, dönüp bir gün bakmazsın.
Ne hatıralarda varsın, ne dost meclislerinde,
Sen nasıl bir yarsın ki, gelip bir gün sormazsın.
Gelsen de gelmesen de, canımda duran cansın,
Sorsan da sormasan da, kanımda dolaşansan.
Sevsen de sevmesen de, gönlümdeki yaşamsın,
Sen nasıl bir yarsın ki, gülüp bir gün bakmazsın.
SEN YOLUNA BEN YOLUMA
Kalmadı benim baharım, bütün mevsimler artık kış,
Yollarımız buluşmuyor, sen yoluna ben yoluma,
Kalmadı gönlümde arzum, her şeyim solmuş sararmış,
Kollarımız kavuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,
Ben merdivenin sonunda, sense daha başındasın,
Ben hayatımın kışında, sen daha baharındasın,
Ben ihtiyarlık çağında, sense gençlik cağındasın,
Yaşlarımız uyuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,
Düğün olur şenlik olur, davul çalar güm güm diye,
Doğanın kanunudur bu, herkesler dengi dengine,
Değiştiremezsin yazını, istesen istemesen de
Ellerimiz tutuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,
Hakkım yok seni sevmeye, senden bir şey istemeye,
Anlatamam ben derdimi, eşe-dosta hiç kimseye,
Taşlar basarım bağrıma, kıyamam seni üzmeye,
Dillerimiz konuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,
Ağardı başımda saçlar, karlı dağlara döndüm,
Kurudu gözümde yaşlar, çorak çöllere döndüm,
Tutmuyor eller ayaklar, bozuk mallara döndüm,
Gözlerimiz bakışmıyor, sen yoluna ben yoluma,
Nasıl geçti bunca zaman, bir kuş gibi uçtu gitti.
Çocukluk gençlik der iken, en güzel yıllarım bitti,
Sevmeye vakit kalmadı, ömrün son demidir şimdi,
Kalplerimiz barışmıyor, sen yoluna ben yoluma,
Ankara, 10.10.1999
SENDEN ÖNCE
Senden önce okur, ama yazamazdım,
Kimseye darılıp, içten kızamazdım
Geçerdim kendimden, anlatamazdım.
Seni ve sevdayı, bilmeden önce
Durmadan çalışır, işten bıkmazdım.
Hayale kapılıp. Ele kanmazdım,
Çekerdim derdimden, anlatamazdım,
Senin gül yüzünü, görmeden önce…
Sazla şiirle yaşar, pek aldırmazdım
Hasretten kavrulup, aşktan yanmazdım
Dinlerdim içimden, anlatamazdım.
Aşkınla kalbime, girmeden önce…
Türkülerle coşar, hiç çığırmazdım
Efkardan sıyrılıp, baş kaldırmazdım
İnlerdim sevdamdan, anlatamazdım
Sana bir demet gül, vermeden önce
Özellikle susar, pek konuşmazdım
Dostlara sarılıp, hiç ağlamazdım.
Ölürdüm kederden, anlatamazdım
Seni böylesine, sevmeden önce….
SENİ İSTEMİŞTİM
Kurduğum bu dünyayı, aşıp çile dağını,
Senin gözlerin ile, görmeyi istemiştim
Orda zevki safayı, geçip susuz çölünü,
Senin sohbetin ile, sürmeyi istemiştim
Bülbülü resitali, geceyi karanlığı
Yağmuru fırtınayı, dostluğu ayrılığı
Sevgiyi bağlılığı, birlikte mutluluğu
Senin hikmetin ile, tatmayı istemiştim
1998
SENİN İÇİN
Şiirler yazdım,
Şarkılar söyledim
En acı dertleri çektim
Senin için
İyi günde kötü günde,
Sen olmadıktan sonra yanımda
Acı keder ne varsa
Benim için
Kalbime çiçekler diktim
Göz yaşlarımla büyüttüm
Gönül tahtıma seni kraliçe yaptım
Kendim için
Dostunu düşmanını tanı
İnce eleyip sık doku
Boş ver YURDAKUL’u
Kendin için
SENİN UMURUN DEĞİL
Küsüm dargınım sana, ne söylesem boş verdin
Dünyaları yaksam da, umurun değil
Kalpten kırgınım sana, ne istesem boş verdin
Deryaları geçsem de, senin umurun değil
Dertliyim dert doluyum, inim inim inlerim
Be insafsız vicdansız, cayır cayır yanarım
Dinmez yürekte acım, için için kanarım
Bin perişan olsam da, senin umurun değil
Sevenler dertlere, katlanırken
Yürekler yürekten, dağlanırken
Sen ne ararsın ki, biçare gönlüm
Arılar çiçekten, ballanırken
Rize, 21.10.2002
SONSUZA KADAR
Meğer boş geçmiş ömrüm, çok geç anladım.
Artık vazgeçmem senden, ölene kadar,
Gülmedi kara bahtım, her gün ağladım,
Beklemeye razıyım, dönene kadar,
Paylaşmayı isterdim, derdi kederi,
Yaşamayı isterdim, zevki sevinci,
Unutmayı isterdim, kötü kaderi,
Yeter ki benim ol, bıkana kadar,
Hayalimi süsleyen, yeşil gözündür,
Rüyalarıma giren, güzel yüzündür,
Ruhumu etkileyen, tatlı sözündür,
Susturdum kalbimi, sevene kadar,
Derdine dayanamam, yanasım gelir,
Çilene katlanamam, çekesim gelir,
Halimi anlatamam, gidesim gelir,
İstersen görmem seni, sorana kadar,
Yazgımız buluşturdu, seninle beni,
Şükrederim TANRI’ma bildim bileli,
Dostluk arkadaşlıktır, kalan ebedi,
Sevelim sevilelim, sonsuza kadar,
Ankara, 19.10.1999
SOYUM SENDEN
Başında sevda duvağı,
Üstünde kardan gelinlik,
Gelinler için giy de gel,
Canım senden, kanım senden
İçinde aşkın ocağı,
Üstünde ipek gömlek
Damatlar için giy de gel
Soyum senden, sopum senden,
Ankara, 01.11.1999
ŞÜKÜRLER OLSUN
Gülüşünü özledim, çiçekler açmış gibi
Şükürler olsun Tanrım, buna şükürler olsun
Nefesini özledim, anamdan doğmuş gibi
Şükürler olsun aşkım, buna şükürler olsun
Seni sevdim yıllarca, ömrümü sana verdim
Belki anlarsın dedim, boşu boşuna yandım
Sen benim olmayınca, bu hayat geçmez sandım
Şükürler olsun yarim, buna şükürler olsun
Bana hiç acımadın, gözü kara sevdalım
Beni hiç aramadın, sözü küllem yalanım
Bir gün bile sormadın, özü büyük günahım
Şükürler olsun gülüm, buna şükürler olsun
******************************
Türkiye’de yükselmek istiyorsan
Üst makamların hatırını
Alt makamdakilerin fikrini soracaksın
*****************************
TÜRKİYE’DE SİYASETİN ŞEKLİ KARA, RENGİ YEŞİLDİR.
TÜRKİYEM
Giresun’da fındığı, çuval çuval toplasam
Diksem diksem, kesmesem, güzel Türkiyem seni
Mengen’de helvayı, kazan kazan kavursam
Yesem yesem doymasam, güzel Türkiyem seni
Manisa’da tütünü, yaprak yaprak kurutsam
Tekirdağ’da rakıyı, şişe şişe doldursam
Rize’de de çayı, yudum yudum demlesem
İçsem içsem kanmasam, güzel Türkiyem seni
Zonguldak’ta kömürü, katar katar çıkarsam
Kütahya’da termali, buhar buhar ısıtsam
Urfa’da da barajı ışık ışık akıtsam
Yaksam yaksam bitmesem, güzel Türkiyem seni
Erzurum’da yaylayı nefes nefes solusam
Adana’da ovayı karış karış tarasam
Bolu’da da ormanı, adım adım dolaşsam
Gezsem gezsem bıkmasam, güzel Türkiyem seni
Ankar, 23.04.2002
UMURUM DEĞİL
Daha kaç yıl geçecek, araman için,
Sorsan da sormasan da, umurum değil değil,
Ne zaman bitecek kinin, anlaman için,
Olsan da olmasan da, umurum değil,
Bu kadar nefret kime, yıkıp mahvettin,
Bu kadar sitem niye, küsüp terkettin,
Böyle gurur mu olur, beni kahrettin,
Sevsen de sevmesen de, umurum değil,
Bana anlattıkların, kuru masaldı,
Bütün verdiğin sözler, hepsi yalandı
Sevmekmiş sevilmekmiş, mazide kaldı,
Ölsen de ölmesen de umurum değil
UNUTAN UNUTULUR
Bırakıp gittin beni, yerin dolmaz mı sandın?
Bilmez misin vefasız, unutan unutulur.
Kapıldın hayallere, boş vaatlere kandın,
Duymaz mısın kitapsız, unutan unutulur.
Hani çok seviyordun, benim için ölürdün,
Aşkımdan yanıyordun, topraklarda çürürdün,
Esirimdin kölemdin, kulum dahi olurdun,
Sormaz mısın vicdansız, unutan unutulur.
İki dünya birleşse, asla ayrılmazdın,
İşkenceler edilse, yine de kopamazdın,
Cennette yer verilse, ben yoksam yapamazdın,
Caymaz mısın ahlaksız, unutan unutulur.
Başın gözün üstüne, yemin edip söz verdin,
Benden ayrılsan bile, senden ayrılmam derdin,
Utanıp sıkılmadan, bir başkasına gittin,
Aymaz mısın namussuz, unutan unutulur.
Dilerim aldanırsın, gece gündüz ağlarsın,
Rüyalarında görür, karalar bağlarsın,
Ben seni çok aradım, sende beni arasın,
Görmez misin feleksiz, unutan unutulur.
Ankara, Ekim1999
Vaktini üreterek geçiren,
HOŞ SEDA
Tüketerek geçiren
BOŞ SEDA bırakır
VAZGEÇMEM SENDEN
Paylaşamam ben seni , hiç kimselerle
Arayıp sormasan da, vazgeçmem senden,
Aldatamam kendimi, boş ümitlerle,
Ağlayıp yanmasan da, vazgeçmem senden.
Sen beyaz kelebeksin, sevgi arayan,
Sen kırlarda çiçeksin, aşkı yaşatan,
Sen hem bal, hem peteksin içi kanayan
Darılıp bakmasan da, vazgeçmem senden
VEDAT
Geç vakitlerde dönerken işten,
Bazen bakardım KUŞLUCA apartmanına,
On ikinci katta bir ışık yanardı içten
VEDAT hala uyumamış derdim içimden…
Yirmi beşinci yıl, memuriyete nokta koymuştu
Bir kaderi paylaştığım, sırdaşım, gerçek dostumdu
Yüklenince bekar evi, gözlerim nasıl da dolmuştu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu…
Nitekim bu gece on ikinci katta ışık yoktu
Zifiri karanlıktı, mahzundu, her taraf loştu
Yüreğim burkuldu, içimde fırtınalar koptu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu
Oysa sen gideli, senden kapalı daha ne oldu
On beş katlı binanın, her yeri adeta boştu
Pervazında kuşlar, penceresinde perdeler yoktu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu
Bir Cumartesi gecesi, anılar içime doldu
Gözlerim yine KUŞLUCA’ya baktı durdu,
Dertleşip söyleşecek, sohbet edecek kimse yoktu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu
Müfettiş yardımcılığından başmüfettişliğe
Memuriyetin birinci yılından emekliliğe
Çanakkale’den Ankara’ya geçen zaman da boştu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu
Her şeyden kaçarcasına, her şeyden koparcasına
Bir sevgiliye özlemle, durmadan koşarcasına
İçimden bir şeyler koptu, duygularım coştu
Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu…
YAMALI MEMED
Bana ne Memed’in dolmuş parasından,
Her gün okula yürüyerek gidip geliyormuş,
Bana ne ceketinden, pantolonundan,
Birinde üç, diğerinde beş yaması varmış.
Anası cahil bir ev kadını,
Babası okumamış, hasta, biçare,
Satmışlar tarlayı tapanı,
Memed okusun adam olsun diye…
Şu okullar yok mu,
Hepsi ayrı bir alem.
Bir tanesi var ki,
Tam karşıda,
Sazlar yıkık ilkokulu,
Yol ayrımında, derenin kenarında,
Yamalı Memed’in ilkokulu
Kırk yıl önce, diktiğimiz ağaçlar,
Hala sıra sıra duruyor.
Rüzgarlar estikçe yapraklar,
Sanki geçenlere, bir bir selam veriyor.
Tuvaleti vardı, yüz metre ötede,
Tahtaları çürümüş, taşları sökülmüş,
Yuva kurmuş, gökyeşil kertenkele,
Duvarları yıkılmış, sıvaları dökülmüş,
Günde on defa zili çalardı,
İlki sekiz buçukta, sonuncusu dörde çeyrek kala,
Koşarak çıkarlardı çocuklar,
Her defasında…
Bir gürültüdür kopar,
Çocuklar çocuk mu çocuk, çocuklar önlüklü,
Çocuklar yaramaz, çocuklar haşarı,
Memed uslu, Memed yamalıklı
Bundan yıllar önce idi,
Bir gün öğretmeni ona,
Yamalı, kalk! Sen söyle dedi,
Memed bir göz attı etrafına,
Rengi bir gitti, bir geldi,
Önce arkadaşlarına,
Sonra ceketine, pantolonuna baktı.
Adeta başından kaynar sular aktı,
Hiçbir şey söyleyemedi
Kalakaldı öylece,
Sen bari öğretmenim
Bari sen der gibi…
Baktı bomboş,
Ağlamaklı gözlerle…
Tekrar sordu öğretmeni,
O hala donuk ve suskundu.
Başı elleri arasında, öne eğildi.
Sınıfa baktı göz ucuyla, iki kere yutkundu.
Memed paramparça, Memed delik-deşikti.
Aslan Memed, asker Memed,
Çoban Memed, ırgat Memed,
Fakir Memed, garip Memed,
Koçum Memed, Bizim Memed….
Memed’im okuyup adam olacak,
Belki bir iş bulup, yuva kuracak,
Eğer ki ölmez de, sağ kalırsa
Ana babasına, hep o bakacak.
Bana ne YAMALI’dan, kahpe alemde,
Konuşup duruyorsun, yırtık yamadan,
Geç bunları kardeşim, geç bir kalemde,
Sen paradan haber ver, paradan puldan,
İnsanlıkmış dostlukmuş, hepsi hikaye
Hepsi hikaye…..
YAŞAR’lar
Bu ne ilk, ne de sondur
İnsan doğar, büyür, yaşar
Sonra yaprak misali düşüp,
Gün gelir ölür gider
Kimler geldi, kimler geçti bu alemden
Büyük şair Ümit YAŞAR
Mühendis gazeteci Erol YAŞAR
Fanatik Galatasaraylı Hüseyin YAŞAR
Yaşarken binlercesi
Birer birer dökülüp
Terkettiler bu alemi
Toprak oldular çürüyüp,
Ne kadar severlerdi hayatı
Anlatamaz bunu kelimeler
Çok ciddiye almışlardı dünyayı
Anlayamaz bunu cahiller
Hepsi ömürlerini tamamlayıp gittiler
Artık anılarda yaşarlar
Dilerim şimdi cennettedirler
Onlar ki kalbimizde YAŞAR’lar
Ankara, Temmuz 2002
YETER Kİ BENİM OLSUN
Güzel olmuş neyleyim, bana bakmayan gözü,
Şaşı olsun kör olsun, yeter ki benim olsun
Şirin olmuş neyleyim, bana gülmeyin yüzü,
Çirkin olsun bön olsun, yeter ki benim olsun.
Ellerin katar katar, hamamı hanı varmış,
Bankalarda borsada, parası pulu varmış,
Emrinde beşer onar, hanımı yari varmış,
Candan olsun tek olsun, yeter ki benim olsun
Ankara, 30.11.1999
YETMEZ Mİ SANA
Mengen Başkanlığı, senin neyine
Dostun arkadaşın yetmez mi sana?
Herkesin çilesi, senin neyine
Girdiğin gönüller yetmez mi sana?
Makamdan vazgeçtin, Mengen’e gittin.
Rahatı bırakıp, zorluğu seçtin
Kurulu düzeni, bir anda sildin
Yaptığın hizmetler, yetmez mi sana?
Elin müdürünü, bir adam sandın
Tarafsızım dedi, sözüne kandın
İnan ki Yurdakul, ne kadar safsın
Aldığın darbeler, yetmez mi sana?
Müdürüm diyenler, kimmiş dediler
Seni getirenler, sırt çevirdiler
Yalanlar söyleyip, pek çok üzdüler
Yediğin kazıklar, yetmez mi sana?
Oylar kullanıldı, sandık hükmetti
Oyunlar oynandı, Başkan seçildi.
Sözünü tutmayanlar, seni kahretti.
Aldığın bu dersler, yetmez mi sana?
On yedi Nisanda, baban kaybettin
On sekiz Nisanda, seçim kaybettin
On dokuz Nisanda, anan kaybettin
Çektiğin acılar, yetmez mi sana
Mengen, 21.041999
Yöneticilik, bilgili ve takipçi olmaya gerektirdiği kadar, görebilme, anlayabilme ve uygulayabilme sanatıdır
ZULÜM
Herkese bilim,
Hocaya hatim,
Hakime hüküm,
Hekime ilim,
Haine zulüm yakışır..
BABAM
Böyle mi gidecektin BABAM
Vedalaşmadan helalleşmeden
En güzel zamanda, en güzel çağda
Yaşanacak daha çok şeyler varken
Bu oldu mu ki BABAM…
* * * *
Pek kimsemiz kalmamıştı
Sen sülalenin en büyüğü idin
Ciğerim böyle hiç yanmamıştı
Sen Atamızdın, her şeyimizdin
Bu yakıştı mı ki BABAM…
* * * *
Tüm karlar eriyip, dereler coşmuşken
Larvalar çatlayıp, balıklar çıkmışken
Çiçekler açıp, bülbüller ötmüşken
Galatasaray liderliği yakalamışken
Bu uydu mu ki BABAM…
* * * *
Yettimiydi ki yaptıkların
Bitti miydi ki yapacakların
Akmazsa çeşmelerin, suların
Ne olur hali, o kurtların kuşların
Vakit doldu muydu ki BABAM…
* * * *
Kaybedince kupayı, beni teselli etmiştin
Bu kupa küçük, bize yetmez demiştin
Her zaman bana güç verdin, moral verdin
Lig şampiyonluğunu istemiştin, göremeden gittin
Bu kadar acele neydi ki BABAM…
* * * *
Bir hafta sonra şampiyonluğu yakaladık
Herkes eğlenirken, biz ailece ağladık
Misafirlerle birlikte, hep seni andık
Maç biter bitmez birer fatiha okuduk
Sevinmek mümkün mü ki BABAM…
* * * *
Çiğdem tarladaki ağaçların büyüyor
Annemin çeşmesi, senin için de akıyor
Her yerde hatıran var, karşıma çıkıyor
Acım çok büyüktür dinmek bilmiyor
Yokluğuna katlanmak, kolay mı ki BABAM…
* * * *
Bazen “ne oldum” deyip hatalar ettik
Haddimizi bilmeyip, çizmeler aştık
Maksadımızı unutup, tartışmalar yaptık
Ne çare ki fayda vermiyor, son pişmanlık
Bizi affettin mi ki BABAM…
* * * *
Bütün çeşmelerin bize birer emanettir
Onları akıtmamak, en büyük ihanettir
Yarım kalan son çeşme, sana ibadettir
Dilerim ki ALLAH’ tan, mekanın cennettir
Hakkını helal ettin mi ki BABAM…
1998

