Yurdakuleroz.net

Şiirler

 ”GÜNEŞ BATMADAN” adlı  Kitabımdan Şirler

 ACEP KİMLESİN                                                                                  

 Unutturdun yüzünü, her şeyin yalan

Aylardır sormuyorsun, acep kimlesin?

Hiç tutmadın sözünü, her işin yalan

 Yıllardır gelmiyorsun, acep kimlesin?

 

Çiçekleri severdin, baharlar bitti

Çocukları severdin, çok yıllar geçti

Hayalleri severdin, ümitler yitti

Halin ne demiyorsun, acep kimlesin?

 

Hayatta mısın sağ mı? bir görebilsem

Evli misin bekar mı? bir duyabilsem

Mutlu musun bedbaht mı? bir sorabilsem

Hiç haber vermiyorsun, acep kimlesin?.

 

Yine sonbahar geldi, kuşlar göç etti

Ağaçlar yaprak döktü, sular çekildi

Toprak uykuya daldı, dağlar delindi

Selam göndermiyorsun, acep kimlesin?

 

Dertli dertli çalarken, kemanın teli

Alev alev yanarken, kalbimin içi

Yavaş yavaş dolarken, akşamın vakti

Bir satır yazmıyorsun, acep kimlesin?

 

Ben ne yaptım ki sana, küstüğün nedir?

Yıllar sensiz geçse de, kalbim sendedir

Duygularım diyor ki; gönlün bendedir

Arayıp sormuyorsun, acep kimlesin?….

*          *          *          *

ALLAH SİZİ BİLDİĞİ GİBİ ETSİN

Bil ki yaşamamın sebebi sensin

Allah seni bildiği gibi etsin

Bir çok şiirimin sebebi sensin

Allah seni bildiği gibi etsin

 

Kurumuş dallarda yaprak çıkar mı?

Bulutsuz göklerde yağmur olur mu ?

Topraksız çöllerde ekin biter mi?

Allah seni bildiği gibi etsin

 

Odunsuz ocakta, ateş yanar mı

Yıkılmış evlerde baca tüter mi?

Kırılmış kalplerde sevgi olur mu?

Allah seni bildiği gibi etsin

 

Kahpeler kahpesi, namuzsuz felek

Kimi ceket giydi,kimisi yelek

Onlar kavun yedi, bizlerse kelek

Allah seni bildiği gibi etsin

 

Yalnız benim derdim, geçim değildir

Bir benim hesabım, seçim değildir

Benim hakkettiğim, bunlar değildir

Allah seni bildiği gibi etsin

 

 

                                   Ankara, 01.05.2002

Aslında ben aşkı

Bin defa tarif ettim

Ne yazık ki…

Bir defa yaşadım

*                         

 

AŞK;

Sinirleri yatıştıran uyuşturucu değildir.

Dünyayı döndüren uyarıcı, hayatın devamını sağlayan bir gerçektir.

*    *          *          *                   

 

AŞKINI GİZLEME BENDEN

 

Benim en büyük şansım, seni sevmektir.

Ne olursun sevgini, gizleme benden

Benim en büyük derdim, sensiz olmaktır

Ne olursun kendini, saklama benden

 

Gündüzleri işimsin, ekmek yediğim

Akşamları zevkimsin, içki içtiğim

Geceleri uykumsun, rüya gördüğüm

Ne olur aşkını, gizleme benden

*    *          *          *         

DÜNYAYA GELMEK ELİMİZDE DEĞİL AMA

İNSANCA YAŞAMAK ELİMİZDEDİR.

*          *          *          *                     

AYAK MISIN BAŞ MISIN ?…

 

Dedim ki dost nasılsın, işlerin yolunda mı?

İyi misin hoş musun, Rabbin ey suskun kulu

Halin vaktin var mıdır, her şey tıkırında mı?

Düşman mısın dost musun, Rabbin ey suskun kulu

 

Kendilerine kıyak, sana dayak çekerler

Sekiz kere bozulsa, yine ısrar ederler

Kapıdan kovulsalar, bacadan girerler

Koyun musun koç musun, Rabbin ey suskun kulu

 

Tarihinle öğünürsün, tarihten ders almazsın

On beş sene okursun, bir türlü adam olmazsın

Yıllardır çalışırsın, taş üstüne taş koymazsın

Toprak mısın taş mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

İhtiyar Avrupa’yı, gençleri yönetirken

Hala yaya gidersin, herkes aya giderken

Gitmezler başınızdan, bu zihniyet sürerken

Vezir misin şah mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

Bir lokma, bir ekmekle, yarı aç yarı toktun

Bir hırka, bir yelekle, kah çıplak kah örtüktün

Borçlarla taksitlerle, koca ömür çürüttün

Senet misin çek misin, Rabbin ey suskun kulu

 

Her seçim döneminde, işler düzelir sandın

Bir ümitle giderek, yine oyunu attın

Beş yılda bir olsa da, adam yerine kondun

Sandık mısın oy musun, Rabbin ey suskun kulu

 

Lafla vatan kurtulur, hükümetler kurulur

Söylenenler yapılmaz, yapılanlar unutulur

Bunca yalaka varken, ülkem nasıl kurtulur

Yıldız mısın ay mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

Hep sen ciddiye aldın, ciddiye alınmadın

Her sakallıyı adam, adamı insan sandın

Yalanla nasihatle, yıllarca aldatıldın

Şeytan mısın cin misin, Rabbin ey suskun kulu

 

Buna düzen diyorlar, herkes düzenden yana

İster bil ister bilme, düzenler hep yan yana

Yıllardır uyuyorsun, bu dokunur kanıma

Oğlan mısın kız mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

Ağlarsın hıçkırarak, göz yaşların sel olur

Yanarsın kavrularak, kara bahtın yel olur

Bakarsın acıyarak, için dışın kan olur

Damar mısın kan mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

Rüzgarlar esmez oldu, ellerin boşluklarda

Bulutlar geçmez oldu, gözlerin havalarda

Havalar yağmaz oldu, dillerin dualarda

Yağmur musun yaş mısın, Rabbin ey suskun kulu

 

Bugünden geleceğe, içim kaygıyla dolu

Şemsiyen bilgi olsun, ne kar yağar ne dolu

Eğip bükemediler, üzdüler YURDA KUL’u

Ayak mısın baş mısın, Rabbin ey suskun kulu…

                                   Ankara, 20.02.2000

Ayrısı yok, gayrısı yok

Noksanı yok, fazlası yok

Sevmişim seni bir defa

Hiçbir şeyin faydası yok

 

                                   1998

 

Az insanın söylediklerini söyleyebilen, yaptıklarını yapabilen,

düşündüklerini düşünebilen insanlar;

özel insanlardır.

 

                                   Ankara 2002

 

 

Bazıları akıllarını

Bazıları tırnaklarını

Bazıları imkanlarını

Bazıları unvanlarını

Bazıları da başkalarını

Kullanarak yükselirler…

*    *          *    

BEN

 

Ben beni okudukça

Ben beni arar oldum

Ben beni anladıkça

Ben beni sever oldum.

*          *          *

BENCİLEYİN

Anam beni doğurup, adım verince

Ne ağzımda diş vardı, ne yüzümde tik

Genç yaşta yola düşüp, şehre inince

Ne gözümde yaş vardı, ne saçımda ak

 

Çocukluğum gençliğim bilmeden geçti

Delikanlılığımda, hep yeller esti

Yaş kemale erince, fırtına dindi

Ne önümde baş vardı, ne arkamda güç

 

Nice güzeller gördüm, neler yaşadım

Kah küstüm kah barıştım, yare sarıldım

Bulamadım dengimi, dostla anıldım

Ne içimde his vardı, ne gönlümde aşk

 

Bir ömür böyle bitti, kavgayla sözle

Boşu boşuna geçti, kederle dertle

Kuş gibi uçtu gitti, hayalle düşle

Ne yolumda taş vardı, ne elimde iş.

 

                                   Ankara,24.03.1998

 

BEN OKURUM

Okurum ben

Gazete-dergi

Roman-hikaye

Kitap-şiir

Ne bulursam onu

Okurum ben

Kuran-mevlüt

Dua-ezan

Şarkı-türkü

Bazen de canıma

Okurum ben

*          * 

 

BEN SANA KUL KÖLE OLAYIM

 

Sen bana doğma

Ben san doğayım

Sen beni sorma

Ben seni sorayım

Sen bana bir doğ

Ben sana gün güneş olayım

 

Sen bana bakma

Ben sana bakayım

Sen beni anma

Ben seni anayım

Sen bana bir bak

Ben sana yol yoldaş olayım

 

Sen bana gelme

Ben sana geleyim

Sen beni görme

Ben seni göreyim

Sen bana bir gel

Ben sana kol kanat olayım

 

Sen bana esme

Ben sana eseyim

Sen beni öpme

Ben seni öpeyim

Sen bana bir es

Ben sana sır sırdaş olayım

 

Sen bana gülme

Ben sana güleyim

Sen beni sevme

Ben seni seveyim

Sen bana bir gül

Ben sana kul köle olayım

 

                                   1997

 

 

BEN SANA TİRYAKİYİM

 

Ölsem arayıp sormam, desem de bana bakma,

Asla sensiz yapamam, ben sana tiryakiyim.

Artık  ismini anmam, desem de lafa kanma,

Bil ki sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.

 

Geceleri içkimsin, gündüzleri sigaram,

Yemeğimde tuzumsun, ekmeğimde katığım,

Dünyadaki dostumsun, hayattaki yoldaşım,

İnan sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.

 

Damarımın kanısın, gözlerimin ışığı,

Ciğerimin içisin, saçlarımın siyahı,

Bedenimin canısın, ellerimin sıcağı,

Asla sensiz olamam, ben sana tiryakiyim.

 

                            ANKARA OCAK 2000

 

BEN SANA YANGINIM

 

Tanrım ne de güzel, yaratmış seni

Muhtacım sevginin, bir zerresine

Özenmiş bezenmiş, yaratmış seni

Tutkunum teninin, bir hücresine

 

Gönlüme yağmursun, durmadan yağan

İçime huzursun, her zaman dolan

Ruhuma çiçeksin, her mevsim açan

Hastayım yüzünün, bir gülüşüne

 

Dilin baldan tatlı, kötü sözün yok

Bakışın aydınlık, çirkin yüzün yok

Gülüşün sımsıcak, kara günün yok

Vurgunum gözünün, bir bakışına

 

Hazırım gönlünün, her isteğine

Yangınım saçının, her bir teline

Razıyım dilinin, her dediğine

Aşığım ben senin, her bir yerine

 

                                   Ankara, Mayıs 2002

BENİ HİÇ ANLAMADIN, İŞTE ONA YANARIM…

 

Senin gibi güzeli, görmedim göremedim

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

Senin kadar kimseyi, sevmedim sevemedim

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

 

Acını acım bilip, yanında olmadım mı

Derdini derdin sayıp, halini sormadım mı

Zulmüne bahtım deyip, boynumu bükmedim mi

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

 

Sana sen sen dedikçe, senden kaçılır oldum

Sana can can dedikçe, candan sıkılır oldum

San yar yar dedikçe, yardan geçilir oldum

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

 

Aldığım her nefeste, seni yaşar solurum

Tuttuğum her nefeste, seni arar bulurum

Gittiğim her alemde, seni sorar dururum

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

 

Sen benim sırdaşımsın, kimseye anlatamam

Sen benim gözyaşımsın, kimseye ağlayamam

Sen benim sevgilimsin, kimseyle paylaşamam

Beni hiç anlamadın, işte ona yanarım

 

                                   Ankara, 14.01.2001

 

BİLMEDİM KIYMETİNİ

 

Gömdüm umutlarımı, karanlık benliğime

Anlamadın halimi, bilmedim kıymetini

Serdim hayallerimi, fakir sevinçlerime

Bilmedin kadrimi, bilmedim kıymetini

 

Gönüller bir olsaydı, birlikte yaşasaydık

Arzular ölmesiydi, el ele dolaşsaydık

Sevgiler bitmeseydi, beraber yaşlansaydık

Bilmedin kıymetimi, bilmedim kıymetini

 

                                   Ankara, 18.04.2000

 

BİLMEM Kİ ?..

 

Eskiden,

Evi tamir için de olsa,

Arada bir Didim’e giderdim…

O salaş meyhanede,

Balık yer,

Bir kadeh rakı içerdim…

Hevesler mi geçti,

Çok mu fakirleştik,

Enflasyon mu ezdi,

Yoksa biz mi yaşlandık

Bilmem ki ?…

O salaş meyhane,

Hala gözlerimde bir buğu.

Altın kumda yaşadıklarım,

Hala içimde bitmez bir arzu…

Didim mi uzaklaştı,

Güzellikler mi bitti,

Hayat mı zorlaştı,

Yoksa biz mi yaşlandık,

Bilmem ki ?….

 

                        Ankara,20.10.1999

BİR ANLATABİLSEM

 

Bir anlatabilsem  içimden geçenleri

Kıpkızıl batan şu güneşe

Masmavi dalgalanan şu denize

Bir anlatabilsem …

 

Yağmurlara susuzluğumu

Yıldızlara bu aşkın sonsuzluğunu

Rüzgarlara mutluluğumu

Bir anlatabilsem….

 

Ellerini, gözlerini

Seninle geçen günlerimi

Herkese seni sevdiğimi

Bir anlatabilsem….

*          *          *   

 

BİR DARBE DE SEN VURDUN

 

Dargınım sana kader, imkanı yok barışmam,

Acımadın halime,bir tekme de sen vurdun.

Yeter senden çektiğim, dönüp yüzüne bakmam,

Dertler kattın derdime, bir sille de sen vurdun.

 

Daha gencecik iken, gurbet ellere saldın,

Hayatı tanımadan, ana babamı aldın,

Dost düşman bilemeden, çarkın içine attın,

Yükler sardın sırtıma, bir darbede sen vurdun.

 

BİR MEMLEKET İSTİYORUM

 

Bir memleket istiyorum

Siyasetçileri yüzsüz

Memurları yolsuz

Tüccarları hırsız

Çiftçileri sabansız

İşçileri arsız

Sanatçıları, ahlaksız olsun

 

Bir memleket istiyorum

Çocukları çulsuz

Kadınları aşsız

Erkekleri işsiz

Dünü zafersiz

Bugünü esersiz

Yarını belirsiz olsun…..

 

Bir memleket istiyorum

Polisleri aynasız

Askerleri silahsız

Aydınları vicdansız

Gazileri vatansız

Şehitleri mekansız

Yazarları kalemsiz olsun

 

Bir memleket istiyorum

Yaylaları çiçeksiz

Ovaları ekinsiz

Dağları ağaçsız

Ağaçları meyvesiz

Nehirleri susuz

Semaları yıldızsız olsun….

 

Bir memleket istiyorum

Bacaları dumansız

Camileri imamsız

Okulları öğretmensiz

Öğrencileri kitapsız

Şehirleri ışıksız

Köyleri sahipsiz olsun…

 

Bir memleket istiyorum

Liderleri kelli-felli

Yaşları yüz, yüzelli

Nurcu-başbuğcu- nakşibendi

Sarıklı-sakallı-cübbeli

Arsız-hırsız-yolsuz

Makamları sınırsız olsun…

 

                                   Ankara, 28.08.2000

BİR SADE İSMİM KALDI, AL O DA SENİN OLSUN

 

Kalmadı kimim kimsem, artık yapayalnızım

Bir nefes canım kaldı, al o da senin olsun

Terk etti sevdiklerim, anam babam dostlarım

Bir garip gönlüm kaldı, al o da senin olsun

 

Meğer hayat ne boşmuş, üzülmeye gelmezmiş

Kavganın yeri yokmuş, darılmaya değmezmiş

Gönül bahçelerinde, arpa darı bitmezmiş

Bir kuru aşkım kaldı, al o da senin olsun

 

Gücüm yok dermanım yok, acınacak halim yok

Eşim yok akranım yok, sığınacak yerim yok

Şansım yok kaderim yok, tutunacak dalım yok

Bir sade ismim kaldı, al o da senin olsun

 

                                   Ankara, 16.05.2001

BİR SENİ SEVDİM

 

Bir sen anlarsın benim, halimden efkarımdan

Senden başka kalacak, yerim yurdum yok benim

Bir sen bilirsin benim, derdimden kederimden

Senden başka gidecek, kimim kemsem yok benim

 

Derbeder hayatımın, yaşama sevincisin

Kurduğum hayallerin, tükenmez sebebisin

Gördüğüm düşlerin, çıkmayan tabirisin

Senden başka geçecek, yolum izim yok benim

 

İlkbaharlarda açan, renkli çiçeğimsin sen

Sonbaharlarda düşen, sarı yaprağımsın sen

Yaz-kış tüm mevsimlerde, gönül ortağımsın sen

Senden başka tutacak, dalım salım yok benim

 

Bir seni istedim ben, Hak’tan yalnız Birsen’i

Yazmadı Tanrım bana, yazmadı ah bir seni

Bir seni severim ben, inan yalnız bir seni

Senden başka sürecek, aşkım sevgim yok benim

 

En dertli günlerimde, beni bir sen anladın

En dertli anlarımda, beni bir sen dinledin

En muhtaç hallerimde, beni bir sen kolladın

Senden başka çıkacak, falım halim yok benim

 

                                   Ankara, 01.05.2002

BU KADAR BENCİL OLMA

 

Yarı aç yarı çıplak insanlar var dünyada

Hep kendini düşünüp, bu kadar bencil olma

Kaç kere aç kaldın, bütün ömrün boyunca

Boş şeylere üzülüp, bu kadar bencil olma

 

Yıllarca dır dır edip, bir küçük ev istedin

Büyükten iki oldu, bu kadar yetmez dedin

Her yıl bir iki model, araba değiştirdin

Etrafınla didişip, bu kadar bencil olma

 

Yediğin önündedir, yemediğin arkanda

Ektiklerin tarlada, biçtiklerin harmanda

Eğer imkanın varsa, fakire fukaraya

Biraz insafa gelip, bu kadar bencil olma

 

Her yıl binlerce insan, açlık çekip ölürken

Bütün hasta haneler, hasta dolup taşarken

Fakülte mezunları, işsiz kalıp gezerken

Mal mülk peşinde koşup, bu kadar bencil olma

 

                                   ANKARA, 04.05.2001

BUGÜN GİT YARIN….

 

Aç gezdim, açık gezdim onurumla yaşadım,

Başvurduğum makamlar, bugün git yarın dedi.

İşsiz güçsüz kaldım, dostlarımı anladım,

Çaldığım tüm kapılar, bugün git yarın dedi.

 

Biz altmış beş milyonun, on altı milyonuyuz,

Rantçılar faiz yerken, tefeci kurbanıyız.

Memur geçinemezken, geçim şampiyonuyuz,

Ağladığım duvarlar, bugün git yarın dedi.

 

Ele minnet etmeyip, soğanla ekmek yerken,

Yamalı ceket giyip, ayıpları gizlerken,

Çoluk çocuk yıllardır, aç yatıp aç kalkarken,

Bizim büyük amcalar, bugün git yarın dedi.

 

                                   Ankara, 02.11.1999

BULAMADIM KENDİMİ

 

Küsmüşüm ben hayata, benden sana yar olmaz,

Gece gündüz içerim, yenemedim kendimi,

Düşmüşüm bitmez derde, benden sana dost olmaz,

Sabah akşam gezerim, çözemedim kendimi

 

Kadehlerde ararım, huzuru mutluluğu,

Şişelerde bulurum, efkarı sarhoşluğu,

Şarkılarda yaşarım, teselliyi dostluğu,

İte kaka giderim, anlamadım kendimi,

 

Sarıyı kırmızıyı, tarlalarda severim,

Yeşili turuncuyu, yaylalarda dererim,

Maviyi laciverti, denizlerde görürüm,

Dere tepe aşarım, bulamadım kendimi,

 

                                   Ankara, 19.10.1999

CAN ANNEM

 

Nice on dokuz nisanlar gördüm, sensiz

Hediye alıp veremediğim günler,

Özel günlerde ağlarım sessiz sessiz,

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Bugün anneler günü, gözlerim doldu

Bir hediye alıp, veremedim diye

Çocuk oğlun, çocuklar sahibi oldu

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Alıp anılarımı dün köye gittim

Doğduğum büyüdüğüm yerleri gezdim

Çiğdem tarlaya, küçücük bir ev yaptım

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Bu mevsimde, her yerde bülbüller öter

Güneş batar-çıkar, her şeye naz eder

Açma yolu çamurlu, Temmuzu bekler

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Yaylalardaki bütün çiçekler açmış

Su yürümüş, ağaçlar dal-budak salmış

Çiğdem çeşme coşmuş, tarlalara taşmış,

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Alın pembe, morun mavi olduğunu

İnsanın güvenilmez, hin olduğunu

Paranın pul, herkesin kul olduğunu,

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Bütün cahiller alim, alimler vezir

Artık gündüzler gece, geceler zehir,

Gemisini yürüten, kaptan-ı kebir

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Dünyanın sonu yoktur, sakın üzülme,

Mezarında rahat ol, bizi düşünme,

Ne güzel gülüyorsun, gençlik resminde

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

Dünyada olup bitenler işte bunlar

Seni kaybettim kaybedeli içim yanar

Hasretin içimde durmadan kanar

Bir görseydin bir bilseydin, can annem

 

                                   10.05.1996

CANIM SEVGİLİM

 

Bir tatlı gülüşün, ömrüme bedel,

Bir candan bakışın, dünyalar eder,

Öyle güzelsin ki, canım sevgilim

Bir mahzun duruşun, her şeye değer…

 

ÇEŞMELER

 

Seni söyler çeşmeler, eğilip içenlere,

Akıp duran gözeler, tende cana can olur.

Dua eder gönüller, sevilip gidenlere,

Geçip giden nesiller, kalpte kana kan olur.

 

Kim bilir kimler geçti, bu yalancı dünyadan?

Kefenleri patiska, tabutları tahtadan,

Bir gün uyanacaklar, o ebedi uykudan,

İşlenen tüm sevaplar, orda kara kar olur.

 

Vaktini boş geçirme, Rabbin hikmeti boldur

Kimseyi üzüp kırma, tamire vakit yoktur.

Dünyadaki ömrünü, hep iyilikle doldur,

Kubbedeki hoş seda, burda şana şan olur.

 

            Rahmetli Babama, Nisan 1999

 

ÇİÇEK GİBİ

 

Beni bırakma,

Beni unutma diyorsun,

Bırakır mıyım, unutur muyum,

Bilmiyorum, bilemiyorum ama?…

O kadar gençsin,

O kadar güzelsin ki….

Çocuk gibi,

Çiçek gibi…

 

Ben sensiz yapamam,

Sensiz yaşayamam diyorsun,

Yapar mısın, yaşar mısın

Bilmiyorum, bilemiyorum ama?…

O kadar safsın

O kadar narinsin ki…

Çocuk gibi,

Çiçek gibi…

 

                                   Ankara, Ekim 1999

ÇİÇEKÇİ PAZARI

 

Eskiden pek gitmezdim, çiçekçi pazarına,

Gezerken orda gördüm, menekşe gözlerini,

Renk renk çiçekler açar, her kışın baharında,

Bahçeme tek tek diktim, o çiğdem saçlarını

 

Gelinlikler içinde, düşündüm durdum seni

Çok beyaz çok zariftin, adeta kuğu gibi,

Mutluluk saçıyordun, Ferhat Şirin misali

Cebime sokup gittim, o beyaz ellerini,

 

Dizilmiş buket buket, kırmızı beyaz güller

Soldurup sarartmadan, tutuyor narin eler

Bülbüller kıskanırmış, koklar iken güzeller

Derdime ilaç ettim, o şirin dillerini

 

                                   Ankara, Ekim 1999

 

ÇİÇEKLER

 

Şimdi ne ilkbahardır, ne de sonbahar

Mevsiminde çıkacak, bütün çiçekler

Herkes yaşayacaktır, bir gün sonbahar

Mevsiminde solacak, bütün çiçekler

 

Yine güneş doğacak, sabah olacak

Yine yıldız kayacak, sevgi kalacak

Yine dünya dönecek, yaşam sürecek

Mevsiminde açacak, bütün çiçekler

 

 

 

                                   Rize, 24.10.2002

ÇİLİNGİR SOFRASI

 

Oturunca dertlerle, çilingir sofrasına,

Sen gelirsin aklıma, içip çökesim gelir.

Kalınca kadehlerle, yapa yalnız başıma,

Bitmez tükenmez derde, gülüp geçesim gelir.

 

Hayalin ile yaşar, resminle avunurum.

Ne sesini duyarım, ne yüzünü görürüm,

Herkes sefa sürerken, bense hep sürünürüm,

Böyle yaşamaktansa, çekip gidesim gelir.

 

Kalbime kurulursun, edalı gülüşünle,

Gönlüme oturursun, bütün güzelliğinle,

Gecemi doldurursun, işveli benliğinle

Geceler tükendikçe, tutup yakasım gelir.

 

İçtiğim her kadehte, seni duyar yaşarım,

Kadeh bir türlü dolmaz, bense dolar taşarım.

Yokluğunla kavrulur, hasretinle yanarım,

Kadehler boşaldıkça, vurup kırasım gelir.

*          *          *

ÇOBAN olmaya razı ol

Güdülmeye razı olma!..

 

                                   Ankara, 24.02.2000

 

ÇOÇUKLUĞUM

 

Eve bir misafir gelecek de

O gün tavuk pişecek de

Eğer biraz artarsa

Sen de yiyeceksin, ama doymadan…?

 

ÇOK GERİLERDE KALDI

 

Politika-siyaset, yasaktır memurlara

Dürüstlük doğrulukmuş, artık dillerde kaldı

Hükümler millet için, konulmuş kanunlara

Liyakat ihtisasmış, çok gerilerde kaldı

 

Normal süre dolmadan, genel seçimler yapılır

Adaylar açıklanıp, sokaklara çıkılır

Boş vaatler yıllardır, bile bile yutulur

Şerefmiş faziletmiş, hoş anılarda kaldı

 

Seçimler biter bitmez, hükümetler kurulur

Bakanlar tayin olur, bürokratlar atanır

Herkes bir ekip kurar, abi kardeş çalışır

Hizmetmiş memleketmiş, hep meydanlarda kaldı

 

Hiç kimse çalışıp, kazanmak istemiyor

Kurulup bürosuna, faiz-borsa gidiyor

Bankacı sanayici karına kar ekliyor

Ahlakmış, karaktermiş, boş söylemlerde kaldı

 

Sebepsiz yere suçsuz bürokratı alırlar

Bilgisine bakmadan, başkasını atarlar

Mahkemeden dönerse, soruşturma açarlar

Hak hukuk adaletmiş, son kararlarda kaldı

 

Siyasi bürokratlar, her gün bir çam devirir

Kendisine güvenmez, abisine güvenir

Kanunu hiçe sayar, usulsüz iş bitirir

Tüysüz yetim hakkıymış, saf vicdanlarda kaldı

 

Alevisi sünnisi dini alet ettiler

Sağcısıyla solcusu, kırk yıl kavga ettiler

Komünistler faşistler ülkeyi mahvettiler

Gerçekmiş hakikatmiş, toz raflarda kaldı.

 

BEYAZ MELEK

Dağ başında tek açan, sevda kokan çiçeksin

Buldum seni bir kere, fikrinden silme beni

Kırlara kanat açmış, aşk dolu kelebeksin

Çaldım seni bir kere, zikrinden silme beni

 

Karanlık gecelerde, lamba ışığımsın

Dinmeyen acılarda, şifalı ilacımsın

Gülmeyen şu bahtımda, canımsın cananımsın

Gördüm seni bir kere, ömründen sime beni

 

Gözlerine bakınca, denizlerde yüzerim

Ellerini tutunca, gökyüzünde gezerim

Saçlarına değince, bil kendimden geçerim

Tuttum seni bir kere, gönlünden silme beni

 

Hayatıma çakılmış, sarı saçlı çivisin

Canıma can katmış, mavi gözlü şirinsin

Beni cennete koymuş, beyaz melek gibisin

Sevdim seni bir kere, kalbinden silme beni

                                                          

                                   İstanbul 11.10.1996

 

 

 

DERDİM DERMANIM BENİM

 

Dün gece Rumelinde, bizim şarkımız söylendi.

Geliverdin aklıma, aşkım kadınım benim.

Söylenirken o şarkı, anılar tazelendi.

Çöküverdin yanıma, canım cananım benim.

 

Öyle bir geceydi ki, sen bir melek gibiydin,

Pek çok güzeller gördüm, sen bir çiçek gibiydin,

Ben bir garip abdaldım, sen kelebek gibiydin,

Açıverdin gönlüme, gülüm dikenim benim.

 

Girdin deli gönlüme, bir defa güldürmedin,

Ateşe attın beni, bir lahza söndürmedin,

Hasret kaldım yüzüne, bir daha görünmedin,

Gidiverdin ırağa, yarim yarenim benim.

 

Kim bilir şimdi nerde, kimlerle berabersin?

Hangi güzel alemde, dost meclisi eylersin,

Belki de bizim için, o şarkıyı söylersin,

Giriverdin kalbime, derdim dermanım benim.

 

                                               10.04.1997

 

Devleti soyanlar mert, soymayan namert oldu

Kurşun sıkanlar mağdur, yiyenler kahpe oldu

Kimlerin eli kimin, cebinde belli değil

Yalanla dolanla çok, insanlar mahkum oldu

 

 

DİKEN KENDİNE BATMAZ

 

DOST

 

Sence ben dostun muyum, evet öyleyim

Sence sen dostum musun, hayır değilsin

Bence ben dostun muyum, evet öyleyim

Bence sen dostum musun, hayır değilsin

 

 

02.07.2001

DOSTLAR ANAM AĞLATTI?…

 

Ne çektiysem dünyada, dostumdan çektim

Bana dostu övenler, bağrım dağlattı

Ne gördüysem dünyada, dostumdan gördüm

Bana dost görünenler, yaram kanattı.

 

Aşık VEYSEL misali, dosta sarıldım

Aslı-Kerem misali, aşka büründüm

Ferhat-Şirin misali, sana sığındım

Bana dostluk verenler, gönlüm darılttı.

 

Atalar demişler ki, dosta güvenme

Dostunda dostu vardır, sırrını verme

Ağam dostunu söyle, kerem eyleme

Bana dost görünenler, saçım ağarttı.

 

İnsanlar insanlarla, iyi gün dostu

Bulamazsın yürekten, kötü gün dostu

Hiç kimse bilmiyor, kim kimin dostu

Bana dostum diyenler, anam ağlattı…

 

                                   Ankara, 09.01.2001

 

DOSTUN  BENİM

 

 

Nehirdeki sel gibi, dökülmüşüm ben sana

Dünyada aşk sürdükçe, aşk benim aşkın benim

Ağaçtaki dal gibi, tutunmuşum ben sana

Dünyada yar oldukça yar benim yarin benim

 

Bembeyaz güvercinler, uçurmuşum semaya

Pespembe güzellikler, kondurmuşum doğaya

Masmavi derinlikler, doldurmuşum deryaya

Dünyada dost kaldıkça, dost benim dostun benim

*          *          *

NE ANLARSIN

Durmadan uzamışsın

Upuzun olmuşsun

Kavaktan da kavaksın

Sen alçaktan ne anlarsın

 

Durmadan yemişsin

Şipşişko olmuşsun

Ayıdan da ayısın

Sen açlıktan ne anlarsın

 

DÜĞÜN DERNEK OLA….

 

Koşun koşuşturun gençler, gençler adına

Düğün dernek ola, halay kurula

Dolun doluşturun, dostlar hayrına

Düğün dernek ola, halay kurula

 

Bulun buluşturun, eşten ahbaptan

Verin veriştirin, elden ayaktan

Takın takıştırın, marktan dolardan

Düğün dernek ola, halay kurula

 

Görün görüştürün, karar verilsin

Gülün gülüştürün, neşe saçılsın

Sevin seviştirin, nikah kıyılsın

Düğün dernek ola, halay kurula

 

                                   Ankara, 15.01.2001

DÜNYA KADAR

 

Dünya kadar dostum vardı

Dünya kadar arkadaşım

Makam bitince ne dostum kaldı

Ne de bana dost bir arakadaşım….

 

DÜNYA MI BATAR?…

 

İlkbahar gelip de, yaşam başlarken

Koşup geliversen, dünya mı batar

Çiçekler açıp da, doğa gülerken

Bakıp gülüversen, dünya mı batar

 

Yağmurlar yağıp da, toprak doyarken

Karlar eriyip de, sular coşarken

Nehirler akıp da, deniz dolarken

Gülüp geçiversen, dünya mı batar

 

Gündüzler bitip de, akşam olurken

Yıldızlar çıkıp da, sema ışırken

Karanlık çöküp de, herkes uyurken

Kalıp yatıversen, dünya mı batar

 

Ateşler yanıp da, duman tüterken

Sonbahar olup da, kuşlar göçerken

Seneler geçip de, ömür biterken

Tutup da dönüversen, dünya mı batar

 

Yürekler atıp da, nabzı tutarken

Gönüller uçup da, aşkı ararken

Sevgiler ekip de, sevda biçerken

Değip kaçıversen, dünya mı batar…

 

                                   Rize, 21.10.2002

 

 

 

ETMEYİN EYLEMEYİN

 

Sevgiden öte ne var, bu ölümlü dünyada

Dostluk aşktan gayrı, etmeyin eylemeyin

Sevgilin dostun varsa, senin bu dünyada

Para da pulda odur, etmeyin eylemeyin

 

Sahip olsan dünyaya, sözün geçmez bir pula

Her gün kazsan toprağı, hükmün geçmez bir taşa

Hükümdar olsan bile, can olamazsın cana

Doğru da hak ta budur, etmeyin eylemeyin

 

                                   Ankara, 13.05.2002

EY GÜZELLER GÜZELİ

 

Geleceksen şimdi gel, henüz ömür bitmeden,

Dünyama dünyalar kat, ey güzeller güzeli

Seveceksen şimdi sev, henüz vakit geçmeden,

Ömrüme ömürler kat, ey güzeller güzeli

 

Güleceksen şimdi gül, ağlamak kar etmesin,

Vereceksen şimdi ver, hevesim tükenmesin,

Döneceksen şimdi dön, kaderim değişmesin,

Sevgime sevgiler kat, ey güzeller güzeli

 

                                   Ankara, 19.10.1999

Fakir giyindirip, dua etsen ya

Çocuk sevindirip, gönül alsan ya

Eninde sonunda, ölüm gelecek

Büyük küçük bilip, hatır sorsan ya

 

FIRAT

 

Bir türkü vardı, hani

Herkesin dilinde

Kim söylerse söylesin

Kim çalarsa çalsın

O türküyü dinlerken

Beni hatırla demiştin

 

Sen benim için

Yalnız türkülerde misin?

Yediğim ekmekte, içtiğim suda

Kanımda, canımda

Baktığım dokunduğum her şeydesin

Sen benimsin, benimlesin…

 

Bak işti yine o türkü

Dertli yanık sesiyle

Bir kadın söylüyor uzaktan

Tarlalarda, bağlarda

Çapa yapanları, tohum saçanları

Fırat’ı düşünüyorum, gözlerim yaşlı

Serin Fırat, derin Fırat, hain Fırat…..

 

Deri bir nefes alıyorum

Ciğerlerimde yağmur buğusu

İlkbahar geliyor aklıma

Burnumda buram buram toprak kokusu

Ne zaman yağmur yağsa,

Otlar büyür, ağaçlar yaprak açar

Kuşlar geri döner, sevinç çığlıkları atar,

Fırat delirir, köpürür, coşar

Çılgın Fırat, azgın Fırat, zalim Fırat

 

Bir nefes rüzgarda,

Alevler sarar her yerini

Terin sırılsıklam çarşaflarda

Bir türlü uyuyamazsın geceleri….

 

Seher vaktinden akşamlara

Bütün kızgınlığıyla güneş

Kurşunlar bu toprakları….

Ne bakabilir ne çalışabilirsin

Her gün bir başka yanar insanlar

Suya mahkum, güneşe çaresizsin

Sönüp gider bütün umutlar

 

Eller nasırlı, yüzler yanmıştır

Sabahtan akşama, boğuşursun kara toprakla

Gözler çökmüş, umutlar yıkılmıştır

Didişip durursun kara bahtınla

Durgun Fırat, yorgun Fırat, suskun Fırat…

 

Asırlardır kader ağlarını örüp durur ovada

Tüm canlılar susuz, aç-bilaç

Ey gafiller, boşa akmasın sarılın Fırat’a

Ağaçlar kuşlar bir damla suya muhtaç….

 

 

 

Doğası budur onun, bin yıldır akar gider

Dağlara ovalara, yaslanıp uzar gider

Şu Fırat’ın suları, aşk olur, türkü olur

Gönülleri, kalpleri, coşturup yakar gider

 

Sesi geliyor, dağların ardından

Bitmeyen uğultusuyla akıyor

Geçip gidiyor insanların arasından

İçimden bir şeyler kopuyor

Gözlerim doluyor, yutkunamıyorum

Kirpiklerimin ucunda nem

Bir tarafta Fırat, bir tarafta sen

İnan seni hiç unutmadım

Aklımda Fırat, hayalımde sen….

 

                                   31.03.1997

 

GÖNÜL FERMAN DİNLEMEZ

 

Töre hayır da dese, gönül ferman dinlemez

Gönül kimi severse, sevgilim güzel olur

Dil yalan da söylese, gönül asla söylemez

Gönül kime akarsa, cananım güzel o dur

 

GÖZLERİN

 

Hani, o gözlerin var ya

Yeşil yeşil, iri iri

Onlardan seni bana sevdiren

Leyla gibi, Mecnun gibi….

*          *          * 

Toplumdaki yerinizi anlamak istiyorsanız, seçimlerde aday olun…

 

                                   Ankara, 01.07.2002

 

GÜLMEK İSTER GÜLEMEM

 

Seni üzgün gördükçe, için için eririm,

Biliyorum acını, çekmek ister çekemem,

Umutlar tükendikçe, hayattan vazgeçerim,

Görüyorum halini, çözmek ister çözemem.

 

Sen ağladığın zaman, elbet ben de ağlarım,

Sen güldüğün anlarda, zaten ben de gülerim,

Sen mutlu olduğunda, bil ki ben de olurum,

Özlüyorum ben seni, gelmek ister gelemem.

 

Her gün senle yatar, senden ayrı kalkarım,

Bazen resmine bakar, bakar bakar ağlarım,

Eski şarkılar söyler, söyler söyler yanarım,

Biliyorum derdini, çözmek ister giremem.

 

Güne bakan gibiyim, sana dönük dururum,

Susuz çorak çöllerde, akan çeşmen olurum,

Seninle nefes alır, her an seni solurum,

Anlıyorum hissini, sevmek ister sevemem.

 

Yeter ki iste benden, ne dersen yaparım,

Kadere isyan eder, bu düzeni yıkarım,

İstersen bu alemi, alev alev yakarım,

Seviyorum ben seni, gülmek ister gülemem.

 

                                   Mengen, 24.10.1999

 

GÜLÜŞLERE SEVDALIM

 

Gözlerinde hüzün var, niye küstün darıldın

Bakışları edalım, gülüşleri sevdalım

Sözlerinde sitem var, niye kızdın darıldın

Duruşları endamlım, gülüşleri sevdalım

 

Gülmüyor yüzün yine, yağmurlu günde misin

Çıkmıyor sesin neden, kuyu dibinde misin

Görmüyor gözün yoksa, dertli efkarlı mısın

Sevinçleri tutsaklım, gülüşleri sevdalım

*          *          *          *

Haklıysan,

Hakkını yedirmeyeceksin,

Haksızsan,

Susup, asaletini kaybetmeyeceksin.

*          *          *          *

Haksızlığa karşı çıkmayanların, hak istemeye hakları yoktur.

*          *          *          *         

 

HAYATIM ZİNDAN ARTIK

 

Tam seni buldum derken, elimden uçup gittin

Gecem yok gündüzüm yok, mekanım zindan artık

Bin bir hayal kurarken, dertlere mahkum ettin

Şevkim yok hevesim yok, yaşantım zindan artık

 

Madem terk edecektin, neden yüzüme güldün

Bırakıp gidecektin, neden delice sevdin

Neden unutacaktın, neden gönlüme girdin

Şansım yok kaderim yok, her anım zindan artık

 

Unutsan da sen beni, unutamam ben seni

Anmasan da sen beni, anacağım ben seni

Sevmesen de sen beni, seveceğim hep seni

Aşkım yok ümidim yok, hayatım zindan artık

 

                                   Ankara, 18.02.2000

Hayatını mahvettin

Hayatımı mahvettin

En sonunda

Bizi mahvettin

 

Ömrünü tükettin

Ömrümü tükettin

En sonunda

Bizi tükettin

1995

 

HAYDİ GENÇLER SAHİP ÇIKIN ÜLKEYE

 

Eskiden devlet kurar, devletleri yıkardık

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

Çağları değiştirir, tarihleri yazardık

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Millet geçim derdinde, bazıları sazlarda

Millet seçim sathında, bazıları barlarda

Millet hüsran içinde, bazıları turlarda

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Herkesin gönlünde bir sosyal hukuk devleti

Herkesin elinde bir siyasetçi posteri

Herkesin dilinde bir vatan millet söylemi

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Şaban, vatan kurtaran, aslan parçası oldu

Bunca varlık içinde, fakirlik kader oldu

Siyasi tecrübede, adam seksenlik oldu

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Vergimizi tam verdik, onlar çarçur ettiler

Askerliği biz yaptık, onlar sahip çıktılar

Kanunlara biz uyduk, onlar hep çiğnediler

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Ticarette siyasette, üç kağıtçılık yaptık

Sanatta sinemada, televolelik olduk

İlimde üretimde, daima yaya kaldık

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Vurguncular hırsızlar, beyefendi oldular

Namuslu geçinenler, yazık sessiz kaldılar

Yediler memleketi, bir türlü doymadılar

Ne oldu bize böyle, ne oldu bu millete

 

Haydi gençler uyanın, bu işe bir dur deyin

Haydi gençler doğrulun, bu işe bir çare bulun

Haydi gençler davranın, bu gidişe son verin

Ne oldu size böyle, sahip çıkın ülkeye

 

                                   Ankara, 30.06.2002

 

HER GÖNÜLDE BİR YARA

 

Bahar gelip bülbüller, sabaha dek öterken

Sevda çeken yürekler, bin bir çare ararken

Yorgun düşen akşamlar, alev alev yanarken

Her gönülde bir yara, başka türlü kanıyor

 

Hak vaki olup bir gün, gitsem öte dünyaya

Sen de unutup beni, dalar mısın hülyaya

Sevenler sevilmezse, güç yeter mi sevdaya

Her gönülde bir yara, başka türlü kanıyor.

 

                                   Ankara, 14.05.2002

 

HER ŞEY SENİNLE GÜZEL

 

Bu yılda bahar geldi, her taraf yeşillendi,

Hava güzel su güzel, hepsi seninle güzel

Bak bülbüller ötüyor, yapraklar tazelendi

Hayat güzel aşk güzel, hepsi seninle güzel

 

Ağaçlar çiçeklenip, güzelce süslendiler

Yavrular palazlanıp, epeyce büyüdüler

Tohumlar olgunlaşıp, ekine dönüştüler

Çiçek güzel dal güzel, hepsi seninle güzel

 

HERKES OYNASIN, HERKES GÜLSÜN

 

Bir şiir yazmak istiyorum,

İçinde çocuklar olsun

Düdükler ötsün, atlı karıncalar dönsün

Sabaha kadar, balonlar uçsun

Umut olsun, sevgiler yürüsün

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde öğrenciler olsun

Dersler okunsun; sınıflar geçilsin

Sabaha kadar okullar sürsün

Öğretmenler olsun, bilim sürsün

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde işçiler olsun,

Davul-zurna çalsın,grevler bitsin

Sabaha kadar halay çekilsin

Zam yapılsın, sorunlar çözülsün,

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde memurlar olsun,

Maaşlar artsın, enflasyon düşsün

Sabaha kadar, bürokratlar koşsun

Kariyer-liyakat olsun,devlet büyüsün

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde sanatçılar olsun,

Kemanlar çalsın, şarkılar olsun

Sabaha kadar, şenlikler sürsün

Muhabbet olsun, gönüller dolsun

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum

İçinde köylüler olsun

Tarlalar sürülsün, ekinler ekilsin

Sabaha kadar, değirmenler öğütsün

Yağmur yağsın, toprak su görsün

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde esnaflar olsun

Kazançlar artsın, vergiler kalksın

Sabaha kadar alış veriş sürsün

Para kazanılsın, borçlar ödensin

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

Bir şiir yazmak istiyorum;

İçinde siyasetçiler olsun

Seçimler yapılsın

Sabaha kadar oylar sayılsın

Demokrasi olsun, Cumhuriyet sürsün

Herkes oynasın, herkes gülsün

 

                                   16-17.10.1996

Eski Başbakanlarından Rahmetli Bülent ECEVİT’in konuk olduğu bir programda bu şiirim okunmuştur.

******************************************

Hiç kimseyi

Aptal ve salak görme

Eğer öyle görürsen

Aptal ve salak sensin

*          *          *       

HOŞ SADA

 

Esas olan kubbede, hoş sada bırakmakmış

Ne ekersen elinle, o gelir bil seninle

Meğer bundan gayrısı, kubbede boş sadaymış

Ne edersen aklınla, o gider bil seninle

 

İnsana iyilik et, gönlün huzurla dolsun,

Vatana bir fidan dik, halka faydan dokunsun

Memlekete çivi çak, mekanın cennet olsun

Ne yaparsan gönlünle, o yaşar bil seninle….

İÇİMDEN

 

Kırlarda deli gibi, koşmak ve coşmak

Top oynamak geçiyor, bugün içimden

Dağlarda-ormanlarda, mantar toplamak

Şiir yazmak geçiyor, bugün içimden

 

                                   15.12.1996

 

İĞNE BATTIĞI YERİ KANATIR

 

 

İNŞALLAHLA MAŞALLAHLA…

 

Çalışıp kazanmadan, hak etmeyi isteriz

Sığınıp yaradana, gideriz maşallahla

Uğraşıp didinmeden, üretmeyi isteriz

Güvenip yüce Rabbe, geliriz inşallahla

 

Miskin miskin oturup, Tanrıdan dileniriz,

Nerde bir gölge bulsak, altında dinleniriz

Üstelik hayal kurup, neler neler dileriz

Üzülüp yorulmadan, yaşarız dualarla

 

Ezanla uğraşırız, Türkçe okunsun diye

Türbanı konuşuruz, nerde takılsın diye

Laikliğe takarız, devlet kurtulsun diye

Düşünüp anlamadan, kıldığımız namazla

 

Uyan silkin artık, kimseden bir fayda yok

İnançlara saygıdan, daha güzeli yok

Şunlar cennetlik diye kimsenin bir kaydı yok

Oturup usanmadan, okunan Kuran’larda

 

                                   Rize, 19.10.2002 Çaykur Misafirhanesi

 

 

İSTER

 

İster gel, ister gelme

İster küs, ister küsme

Ben buyum anladın mı?

İster sev ister sevme….

 

KADIN;

 

Sevince ve sevilince,

Mucizeler yaratan bir varlıktır.

 

KİME NE?

 

Yine kırlarda çiğdemler açmış,

Bir yaz boyu, sular boşa akmış

O eski plak bizim şarkımızı çalmış

Kime ne?

 

Her yıl yeni çiftler birbirini sevmiş

Gönüllerde sevda gelip gitmiş

Meğer bizim ki aşk değilmiş

Kime ne?

 

Ağaçların yaprakları dökülmüş

Sevgi için türküler düzülmüş

Biz şimdi ayrı düşmüşüz

Kime ne?

*          *          *         

Kimileri köşe dönme peşinde,

Önüne geleni kandırıyor.

Kimileri geçim derdinde,

Gece gündüz uğraşıp duruyor…

 

KIR ÇİÇEKLERİ

 

Dağlarda bayırlardayım,

Kır çiçekleri topluyorum,

Sarı, kırmızı, mavi, beyaz

Soruyorum mutluluk bu mu diye…

 

Bir çiğdem koparıyorum,

Saçlarının renginde,

alıp avuçlarıma kokluyorum.

Aşkın kanunu bu mu diye…

 

Bir papatya koparıyorum

Teninin renginde

Koparıp yapraklarını sayıyorum,

Seviyor mu sevmiyor mu diye…

 

Bir zambak koparıyorum

Gözlerinin renginde

Dokunup yapraklarına mırıldanıyorum

Hakkın adaleti bu mu diye…

 

Eğilip üstlerine, bir nefes çekiyorum

Kaybolup gidiyorlar, ellerimin içinde

Toplayıp teker teker, kalbime dikiyorum

Yeniden açıyorlar, aşkın rengi bu diye…

 

                                   14.10.1998

 

KIRASIM GELİR

 

Ne zaman ki gençliğim, gelse aklıma

Dönüp de geçmişime, yanasım gelir

Ne kadar ki çektiğim, dert çile varsa

Doldurup bir çuvala, atasım gelir

 

Nasıl da boşa geçmiş, güzel yıllarım

Geçen bunca zamana, şimdi yanarım

Geri gelmez bir günüm, ona ağlarım

Vurup başım duvara, kırasım gelir

 

                                   Ankara, Nisan 1998

KOLAY MI?

 

Kolay mı sensizliğe katlanmak,

Seni hep içimde taşımak,

Her gece sensiz yatıp,

Her sabah sensiz kalkmak,

Kolay mı?….

 

Bugün 1980’de bir Kasım gecesi,

Saat çoktan olmuş gece yarısı,

Tutturmuşum bir aşk türküsü,

Tutturmuşum ama, söylemek

Kolay mı?…

 

Sen gittin gideli, bilmem kaç mevsim geçt

Ağaçlar, kuşlar hep dertli

Benim gönlüm zır deli,

Deli ama, susturmak

Kolay mı?…

 

Artık sana şiirler yazmayacağım,

Ellerinden  tutmayacağım,

Kim yazarsa yansın,  tutarsa tutsun

Dönüp bakmayacağım demek

Kolay mı?…

   

 

KÖYÜNDE YATIYORSUN

KALBİMDE YAŞIYORSUN

ATAMSIN, BABAMSIN

MEKANIN CENNET OLSUN…

 

                                   Mengen, 28.05.1999

KÜSKÜNÜM SANA KADER

 

Küskünüm sana kader, senden bana dost olmaz

Hep koşturdun peşinden, her zaman üzdün beni

Ettiklerin yanına, dilerim ki kar kalmaz

Eskimiş çaput gibi, fırlatıp attın beni

KÜSMEKTE NEYİN NESİDİR

 

Kendin geldin kuruldun gönül bahçeme

Şimdi gitmeler de neyin nesidir

Kendin çıktın oturdun, ömür tahtıma

Şimdi kaçmalarda neyin nesidir

 

Ne güzel arkadaş biz can canaydık

Birlikte üzülen dost, iç içeydik

El ele yürüyen yar, yan yanaydık

Şimdi küsmelerde, neyin nesidir?….

 

*************

Bu bahçe senindir

Buyur gel otur

 

MEMLEKETİN HALİ

 

Bu memleketin

Yağı var, unu var

Hamuru var, mayası var

Helvayı yapacak, aşçısı yok

 

Bu memleketin

Dini var, imanı var

Düğünü var, bayramı var

Milleti kucaklayacak, hocası yok

 

Bu memleketin

İlmi var, irfanı var

Okulu var, öğretmeni var

Mevtayı kaldıracak imamı yok…

 

Bu memleketin

Taşı var, toprağı var

Tarımı var, sanayii var

Tarlayı sürecek, çiftçisi yok

 

Bu memleketin

İneği var, öküzü var

Kurdu var, kuzusu var

Hayvanı güdecek, çobanı yok

 

Bu memleketin

İşçisi var, patronu var

Grevi var, lokavtı var

Ekonomiyi kurtaracak, adamı yok

 

Bu memleketin

Meclisi var, vekili var

Demokrasisi var, hürriyeti var

Bunları kavrayacak şuuru yok

 

Mutsuzluk üstüne kurmuşum

Hayallerimi dünyamı,

Kim kaybetmişte, ben bulmuşum,

Siyah  gözlü HÜLYA’yı

*          *          *         

NASIL BAKARSAN, ÖYLE GÖRÜRSÜN,

NASIL DÜŞÜNÜRSEN, ÖYLE YAPARSIN

 

                                   ANKARA, 25.02.2000

 

NAZIM HİKMET’e

 

Dün,

Vatan haini dediler

NAZIM’a

Komünist diye aşağıladıkları

HİKMET’e

Öldükten sonra,

Her gün sövenler, şimdi övüyorlar

Memleketten kovanlar, şimdi sarılıyorlar

Yerden yere vururlarken, şimdi savunuyorlar

Utanıp sıkılmadan

Şimdi onunla kalkıp, onunla yatıyorlar

 

                                   Ankara, 01.07.2002

 

Nazına edana, kurban olurum

Baktığım her şeyde seni bulurum,

Sevmesen de bana, darılmam sana

Aldığım nefeste, seni solurum.

 

                                   Ankara, 14.04.1998

NE….,

 

Ne güneşi istiyorum, ne yağmuru, ne karı

Ne şarkı istiyorum, ne söyleyeni, ne sazı

Ne kadın istiyorum, ne esmeri, ne sarışını

Yalnız seni istiyorum, seninle olan hayatı

***************************

Ne konuşmak istiyorum, ne duymak,

Kulaklarım her şeye tıkalı

Ne bilmek istiyorum, ne görmek,

Gözlerim sımsıkı kapalı

Aklım ermiyor hiçbir şeye

Gözlerim hep ağlamaklı…

******************

Ne şarkılardasın, ne türkülerde,

Yanı başımda dost, gönlümde aşksın,

Ne şiirlerdesin, ne romanlarda,

Damarlarımda kan, içimde cansın.

 

NEFES

 

Bir nefes ömürdür ama

Ömür bir nefes değildir

NEYE YARAR?…

 

Yıl 1980, mevsim ilkbahardı

Kader karşıma, seni çıkardı.

Artık o eski günler mazide kaldı

Neye yarar?….

 

Önceleri nasılda mutluyduk,

Bağlanmak yok diye konuşmuştuk

Cennetten bir dünya kurmuştuk

Neye yarar?…

 

Hayat dediğin nedir ki zaten,

İnsan seviyor, seviliyor bazen

Ne yazık ki, ayrılıverdik birden

Neye yarar?…

 

Sen seninle, ben benimle kaldım

Aşkımı aşkına, köle yaptın

Sevgilim diye sana taptım

Neye yarar?…

 

Bulmuştum, sevmiştin seni

Ağlıyorum, yanıyorum şimdi

Gururumuz bitirdi her şeyi

Neye yarar?…

 

Ellerim ellerini, gözlerin gözlerimi

Yüreğim yüreğini, başım dizlerini,

Bilsen nasıl arıyorlar birbirlerini,

Neye yarar?…

 

Sensiz anlamı yok, hiçbir şeyin

Ne yaşamanın, ne de sevmenin

Dünya güzeliymiş sevgilin,

Neye yarar?…

 

Neye yarar, seni görmeyince

Neye yarar, seni duymayınca

Neye yarar, seni sevmeyince

Neye yarar?…

***************************

Olman gereken yerde, mutlaka olacaksın

Durman gereken yerde, elbette duracaksın

Eğer biraz sayılıp, sevilmek istiyorsan

Susman gereken yerde, şüphesiz susacaksın

 

 

OYUN ÇOCUĞU

 

O yalan gülüşün, seni anlatır

O sahte bakışın, seni aldatır.

Kapat şu çeneni, oyun çocuğu

Davul-zurna, horon, seni oynatır

 

                                   Ankara, 13.04.1998

ÖLÜMSÜZ İNSAN OLMAZ

 

Güvenme makam-mevkie, bir gün mutlaka biter,

İnsan gibi insan ol, hatasız insan olmaz.

Aldanma, itibara; gücün oldukça sürer,

Adam gibi adam ol, vicdansız insan olmaz.

 

Güvenme mala-mülke, kefenin cebi yoktur.

Dünya nimetidir bu, bazen az bazen çoktur.

Alın teri kutsaldır, inan helal-i hoştur.

Mal can yongasıdır, mekansız insan olmaz.

 

Güvenme söze lafa, alay edip gülerler.

Yazılanlar bakidir, sözler uçup giderler.

Birbirini çekemez, dedikodu ederler,

Sözünün sahibi ol, kelamsız insan olmaz.

 

Güvenme şan-şöhrete, arsıza laf kar etmez.

Düşme kötü yollara, ömür biter yol bitmez.

Aldanma iltifata, güzellik sürüp gitmez.

Kimse melek değildir, günahsız insan olmaz.

 

Güvenme para-pula, üstünde duran yüktür.

Veren el alan eldin, hep daima üstündür.

İyilik yap çöpe at, Yaradan çok büyüktür.

Mağlup olma hırsına, kusursuz insan olmaz.

 

Güvenme eşe-dosta, herkesin derdi candır.

Sakın sırrını verme, dostunda dostu vardır.

Yazık ki kötü günde, yanında olan azdır.

Asla darılıp küsme, kimsesiz insan olmaz.

 

Güvenme köşke-tahta, hep gelip geçicidir.

Sultan Süleyman bile, sonsuz tarih değildir.

Dünyada bütün yollar, çıkışlı inişlidir.

Oku, çalış-çabala, ölümsüz insan olmaz.

 

                                   Ankara, 19.12.1996

ÖMRÜNE YAZIK ETME

 

Ölüme giden yolda, boşa vakit geçirdik

Eğer beni dinlersen, kendine yazık etme

Doğduk doğalı her gün, hayatı erteledik

Bana kulak verirsen, vaktine yazık etme

 

Çocukken çözemedik, hayatın sırlarını

Gençlikte bilemedik, baharın bittiğini

Olgunken göremedik, yılların geçtiğini

Beni büyük bilirsen, ömrüne yazık etme

 

                                   Ankara, 04.06.2001

ÖYLE Mİ?

 

Demek artık gidiyorsun

Bir daha hiç görüşmeyeceğiz

Öyle mi?

Bir daha seninle

Asla buluşmayacağız

Şartlar ne olursa olsun

Hiç konuşmayacağız

Durup dururken, sebepsiz yere

Biz ayrılacağız,

Öyle mi?

 

Yani sen, gönül zincirlerini koparıp

Sevgi çemberlerini kıracaksın

Avuç avuç yıldızlar toplayıp

Kendi mevsimlerini yaşayacaksın

Eskimiş anılarını söküp,

Kaybolmuş umutlara çakacaksın

Beni hasret çukurlarına atıp

Sevda doruklarında eseceksin

Yağmurlu ilkbaharlarda uyanıp

Özgürlük denizlerinde yüzeceksin

Öyle mi?…

 

Bir nefeslik şu kısa ömrünü

Güneşsiz yüreklerde tüketeceksin

Bir gülüşlük tebessümünü

Karanlık alemlerde solduracaksın

Bir anlık sevincini

Çorak duygularda çürüteceksin

Bir tutamlık aşkını

Kurak gönüllerde öldüreceksin

Bütün çile dikenlerini

Tek tek ellerinle koparacaksın

Öyle mi?

 

Oysa, ben seni çok aramış

Yıllar sonra zor bulmuştum

Sana dostluk, yarenlik etmiş

Can can demiştim

Seninle hayatı paylaşmış

Gece gündüz yolunu gözlemiştim

Seni gönülden sevmiş

Hasretini. Derdini çekmiştim

Şimdi beni, benimle bırakıp

Çekip gideceksin

Öyle mi?…

 

Git gidebildiğin kadar

Zaten benim ömrümde

Kaç mevsim var

Varsın, renkli ilkbahar günleri senin

Dertli sonbahar bülbülleri benim olsun

Ilık yaz akşamları senin

Donuk kış geceleri benim olsun

Demek her şeyden, herkesten kaçacaksın

Ve sen bunun adına

Kader diyeceksin

Öyle mi?…

İstediğin ne varsa, al götür

Yaşadıklarım bana yeter

Çünkü seninle yaşadıklarım benim

Her şeyden fazla eder, her şeye değer

Demek artık gidiyorsun

Bir daha hiç görüşmeyeceğiz

Aynı dünyada biz seninle

Ayrı ayrı yaşayacağız

Biz ayrılacağız

Öyle mi?….

 

                                   Ankara, 27.07.2001

Türkiye’de  siyaset;

Alttakilere vaat,

Ortadakilere umut,

Üsttekilere imkan dağıtmaktır.

******************************     

Sevgin yoksa

Sabrın yoksa

Sırrın yoksa

Saygın yoksa

 

Sen de yoksun !….

*****************

İrademiz dışında geldiğimiz dünyada,

İrademizle yaşamalıyız.

****************

Yürümek her zaman

Durmaktan iyidir.

********************

Sevgi;

Özde yaşatılamıyorsa,

Sözde yaşatılamaz…..

**********************      

Şiirlerimde yazdığım bazı şeyleri

Yaşadığım doğrudur.

Ancak yazdığım her şeyi

Yaşadığım doğru değildir.

PALA ÇANTAM

 

Hep içinde dururdu, kitabım ve azığım

Yarım metre basmadan, diktiğim pala çantam

Okul boyunca beş yıl, boynumda taşıdığım,

Allı morlu basmadan, sevdiğim pala çantam

 

Ocak ayı gelmeden, bir metre kar yağardı.

İçimizden birisi, önde çığır açardı.

Zemheride üşürken, beni o ısıtırdı,

Hırkam, atkım, kabanım, her şeyim pala çantam

 

Son ders zili çalınca, hemen eve koşardım

Koştukça hoplar durur, sağa sola kayardın.

Öyle ki sen sırtımda, parasız kiracımdın,

Eskimeyi bilmeyen, sırdaşım pala çantam

 

İlkbaharın sonunda, tatile girilirdi,

Her sene üç-beş kişi, mezun olup giderdi.

Ömrünü kene gibi, hep sırtımda tüketti,

Boyun bağım, sırt yüküm, yoldaşım pala çantam

 

                                   23.04.1996

 

SANA DUYDUĞUM HASRET BİTMKİYOR BENİM

 

Sen geleceksin diye, bizim ellere

İnan gözüme uyku, girmiyor benim

İsterse aşkım düşsün, dilden dillere

Vallah içim içime, sığmıyor benim

 

Senden bir haber alsam, neşe dolarım

Sen gelince aklıma, hayal kurarım

Yalnız dünyamda, yalnız, seni yaşarım

Ettiklerin aklımdan çıkmıyor benim

 

Ne çok çileler çektim, gülmedi yüzüm

Ağam paşam dediler, geçmedi sözüm

Seni sevdim seveli, tomurcuk gülüm

Bu türlü kara bahtım, gülmüyor benim

 

Senle aynı dünyada, ayrı yaşarız

Bazen hayata küser, bazen ağlarız

Kuralları dinlemez, şartı bozarız

Sensiz olan günlerim, geçmiyor benim

 

Özü  güzelim sözü güzelim benim

Gönlü sevdalım gözü güzelim benim

Bin bir edalım yüzü güzelim benim

Sana duyduğum hasret, bitmiyor benim

 

                                   Ankara, 23.04.2001

SANA OLAN SEVGİM BİTMEDİ BENİM

 

Sen gittin gideli, bizim ellerden

Gözlerimde yaşlar, dinmedi benim

Ben bildim bileli, gurbet ellerden

Böyle misafirim, gelmedi benim

 

Kim bilir bir daha, kısmet olur mu

Birlikte olmaya, vakit kalır mı

Bütün bunlar için, ömür yeter mi

İçimdeki umut, sönmedi benim

 

Gündüzüm karanlık, sen gelmeyince

Hayatım perişan sen olmayınca

Gecelerim zindan, sen kalmayınca

Ömrümün sabahı, olmadı benim

 

Gözlerim yollarda, öyle beklerim

Aylar yıllar geçti, söyle nerdesin

Seni çok özledim, görmek isterim

Bekleyecek sabrım, kalmadı benim

 

Sen benim canımsın, candan ötesin

Sen benim dostumsun, dosttan ötesin

Sen benim yarimsin, yardan ötesin

Sana olan sevgim, bitmedi benim

 

                                   Ankara, 02.05.2001

SELAMIM OLSUN

 

Bırakıp da gittin, beni burada

Gittiğin ellere, selamım olsun

Kim bilir kimlesin, şimdi orada

Seni sevenlere, selamım olsun

 

Yıllarca koşturdun, peşinden beni

Ekmek katık ettim, kederi derdi

Bilseydin ne de çok, severdim seni

Özü güzellere, selamım olsun

 

Arzular tükendi, hevesim geçti

Mecalim kalmadı, dermanım bitti

Yanarım yıllara, ömrümce şimdi

Aşka erenlere, selamım olsun

 

Bilmedim tatmadım, hayat-ı zevki

Görmedim sürmedim, safayı şevki

Kırmadım satmadım, yoldaşı dostu

Kalbe girenlere, selamım olsun…

 

                                   Ankara 1998

SEN BİZİM BABAMIZSIN

 

Yıllarca hamal gibi, çalışıp baktın bize

Aç kaldın açık kaldın, hiç şikayet yetmedin

Hayatını adadın, ömrünce hepimize

Yemeyip yedirdin, hiç şikayet etmedin

 

Gece gündüz demedin, bizim için koşturdun

Gönlünce eğlenmedin, hayatını soldurdun

Evle iş arasında, koca ömür doldurdun

Gezmeyip gezdirdin, hiç şikayet etmedin

 

Adam olalım diye, kendi kendini yedin

Zevkince kuşanmadın, hep fedakarlık ettin,

Bir takım elbiseyi, sekiz yılda eskittin

Giymeyip giydirdin, hiç şikayet etmedin

 

Gönlümüzün aslanı, sen bizim canımızsın

Sevgimizin temeli, sen bizim kanımızsın

Evimizin direği, sen bizim babamızsın

Gülmeyip güldürdün, hiç şikayet etmedin

 

Sofradaki aşını, hep bizimle bölüştün

Üstündeki hırkanı, yamalıklı örtündün

Cebindeki paranı, bizim için harcadın

Yaşamayıp yaşattın, hiç şikayet etmedin

 

                                   Ankara, 07.02.2000

SEN Kİ…

 

Sen ki gönül bahçemde, yalnız açan çiçeksin

Göz yaşımla sulayıp, özenle büyüttüğüm

Sen ki sevda gözemde, sessiz akan pınarsın

Yüreğimle besleyip, sevgiyle akıttığım

 

SEN NASIL YARSIN

 

Ne şarkılarda varsın, ne dertli gönüllerde,

Sen nasıl bir yarsın ki, dönüp bir gün bakmazsın.

Ne hatıralarda varsın, ne dost meclislerinde,

Sen nasıl bir yarsın ki, gelip bir gün sormazsın.

 

Gelsen de gelmesen de, canımda duran cansın,

Sorsan da sormasan da, kanımda dolaşansan.

Sevsen de sevmesen de, gönlümdeki yaşamsın,

Sen nasıl bir yarsın ki, gülüp bir gün bakmazsın.

 

SEN YOLUNA BEN YOLUMA

 

Kalmadı benim baharım, bütün mevsimler artık kış,

Yollarımız buluşmuyor, sen yoluna ben yoluma,

Kalmadı gönlümde arzum, her şeyim solmuş sararmış,

Kollarımız kavuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,

 

Ben merdivenin sonunda, sense daha başındasın,

Ben hayatımın kışında, sen daha baharındasın,

Ben ihtiyarlık çağında, sense gençlik cağındasın,

Yaşlarımız uyuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,

 

Düğün olur şenlik olur, davul çalar güm güm diye,

Doğanın kanunudur bu, herkesler dengi dengine,

Değiştiremezsin yazını, istesen istemesen de

Ellerimiz tutuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,

 

Hakkım yok seni sevmeye, senden bir şey istemeye,

Anlatamam ben derdimi, eşe-dosta hiç kimseye,

Taşlar basarım bağrıma, kıyamam seni üzmeye,

Dillerimiz konuşmuyor, sen yoluna ben yoluma,

 

Ağardı başımda saçlar, karlı dağlara döndüm,

Kurudu gözümde yaşlar, çorak çöllere döndüm,

Tutmuyor eller ayaklar, bozuk mallara döndüm,

Gözlerimiz bakışmıyor, sen yoluna ben yoluma,

 

Nasıl geçti bunca zaman, bir kuş gibi uçtu gitti.

Çocukluk gençlik der iken, en güzel yıllarım bitti,

Sevmeye vakit kalmadı, ömrün son demidir şimdi,

Kalplerimiz barışmıyor, sen yoluna ben yoluma,

 

                                   Ankara, 10.10.1999

SENDEN ÖNCE

 

Senden önce okur, ama yazamazdım,

Kimseye darılıp, içten kızamazdım

Geçerdim kendimden, anlatamazdım.

Seni ve sevdayı, bilmeden önce

 

Durmadan çalışır, işten bıkmazdım.

Hayale kapılıp. Ele kanmazdım,

Çekerdim derdimden, anlatamazdım,

Senin gül yüzünü, görmeden önce…

 

Sazla şiirle yaşar, pek aldırmazdım

Hasretten kavrulup, aşktan yanmazdım

Dinlerdim içimden, anlatamazdım.

Aşkınla kalbime, girmeden önce…

 

Türkülerle coşar, hiç çığırmazdım

Efkardan sıyrılıp, baş kaldırmazdım

İnlerdim sevdamdan, anlatamazdım

Sana bir demet gül, vermeden önce

 

Özellikle susar, pek konuşmazdım

Dostlara sarılıp, hiç ağlamazdım.

Ölürdüm kederden, anlatamazdım

Seni böylesine, sevmeden önce….

 

SENİ İSTEMİŞTİM

 

Kurduğum bu dünyayı, aşıp çile dağını,

Senin gözlerin ile, görmeyi istemiştim

Orda zevki safayı, geçip susuz çölünü,

Senin sohbetin ile, sürmeyi istemiştim

 

Bülbülü resitali, geceyi karanlığı

Yağmuru fırtınayı, dostluğu ayrılığı

Sevgiyi bağlılığı, birlikte mutluluğu

Senin hikmetin ile, tatmayı istemiştim

 

                                   1998

                                             

SENİN İÇİN

 

Şiirler yazdım,

Şarkılar söyledim

En acı dertleri çektim

Senin için

 

İyi günde kötü günde,

Sen olmadıktan sonra yanımda

Acı keder ne varsa

Benim için

 

Kalbime çiçekler diktim

Göz yaşlarımla büyüttüm

Gönül tahtıma seni kraliçe yaptım

Kendim için

 

Dostunu düşmanını tanı

İnce eleyip sık doku

Boş ver YURDAKUL’u

Kendin için

 

SENİN UMURUN DEĞİL

 

Küsüm dargınım sana, ne söylesem boş verdin

Dünyaları yaksam da, umurun değil

Kalpten kırgınım sana, ne istesem boş verdin

Deryaları geçsem de, senin umurun  değil

 

Dertliyim dert doluyum, inim inim inlerim

Be insafsız vicdansız, cayır cayır yanarım

Dinmez yürekte acım, için için kanarım

Bin perişan olsam da, senin umurun değil

 

                                  

 

Sevenler dertlere, katlanırken

Yürekler yürekten, dağlanırken

Sen ne ararsın ki, biçare gönlüm

Arılar çiçekten, ballanırken

 

                                   Rize, 21.10.2002

SONSUZA KADAR

 

Meğer boş geçmiş ömrüm, çok geç anladım.

Artık vazgeçmem senden, ölene kadar,

Gülmedi kara bahtım, her gün ağladım,

Beklemeye razıyım, dönene kadar,

 

Paylaşmayı isterdim, derdi kederi,

Yaşamayı isterdim, zevki sevinci,

Unutmayı isterdim, kötü kaderi,

Yeter ki benim ol, bıkana kadar,

 

Hayalimi süsleyen, yeşil gözündür,

Rüyalarıma giren, güzel yüzündür,

Ruhumu etkileyen, tatlı sözündür,

Susturdum kalbimi, sevene kadar,

 

Derdine dayanamam, yanasım gelir,

Çilene katlanamam, çekesim gelir,

Halimi anlatamam, gidesim gelir,

İstersen görmem seni, sorana kadar,

 

Yazgımız buluşturdu, seninle beni,

Şükrederim TANRI’ma bildim bileli,

Dostluk arkadaşlıktır, kalan ebedi,

Sevelim sevilelim, sonsuza kadar,

 

                                   Ankara, 19.10.1999

SOYUM SENDEN

 

Başında sevda duvağı,

Üstünde kardan gelinlik,

Gelinler için giy de gel,

Canım senden, kanım senden

 

İçinde aşkın ocağı,

Üstünde ipek gömlek

Damatlar için giy de gel

Soyum senden, sopum senden,

 

                                   Ankara, 01.11.1999

 

ŞÜKÜRLER OLSUN

 

Gülüşünü özledim, çiçekler açmış gibi

Şükürler olsun Tanrım, buna şükürler olsun

Nefesini özledim, anamdan doğmuş gibi

Şükürler olsun aşkım, buna şükürler olsun

 

Seni sevdim yıllarca, ömrümü sana verdim

Belki anlarsın dedim, boşu boşuna yandım

Sen benim olmayınca, bu hayat geçmez sandım

Şükürler olsun yarim, buna şükürler olsun

 

Bana hiç acımadın, gözü kara sevdalım

Beni hiç aramadın, sözü küllem yalanım

Bir gün bile sormadın, özü büyük günahım

Şükürler olsun gülüm, buna şükürler olsun

******************************             

 

Türkiye’de yükselmek istiyorsan

Üst makamların hatırını

Alt makamdakilerin fikrini soracaksın

*****************************          

TÜRKİYE’DE SİYASETİN ŞEKLİ KARA, RENGİ YEŞİLDİR.

 

TÜRKİYEM

 

Giresun’da fındığı, çuval çuval toplasam

Diksem diksem, kesmesem, güzel Türkiyem seni

Mengen’de helvayı, kazan kazan kavursam

Yesem yesem doymasam, güzel Türkiyem seni

 

Manisa’da tütünü, yaprak yaprak kurutsam

Tekirdağ’da rakıyı, şişe şişe doldursam

Rize’de de çayı, yudum yudum demlesem

İçsem içsem kanmasam, güzel Türkiyem seni

 

Zonguldak’ta kömürü, katar katar çıkarsam

Kütahya’da termali, buhar buhar ısıtsam

Urfa’da da barajı ışık ışık akıtsam

Yaksam yaksam bitmesem, güzel Türkiyem seni

 

Erzurum’da yaylayı nefes nefes solusam

Adana’da ovayı karış karış tarasam

Bolu’da da ormanı, adım adım dolaşsam

Gezsem gezsem bıkmasam, güzel Türkiyem seni

 

                                   Ankar, 23.04.2002

 

UMURUM DEĞİL

 

Daha kaç yıl geçecek, araman için,

Sorsan da sormasan da, umurum değil değil,

Ne zaman bitecek kinin, anlaman için,

Olsan da olmasan da, umurum değil,

 

Bu kadar nefret kime, yıkıp mahvettin,

Bu kadar sitem niye, küsüp terkettin,

Böyle gurur mu olur, beni kahrettin,

Sevsen de sevmesen de, umurum değil,

 

Bana anlattıkların, kuru masaldı,

Bütün verdiğin sözler, hepsi yalandı

Sevmekmiş sevilmekmiş, mazide kaldı,

Ölsen de ölmesen de umurum değil

 

UNUTAN UNUTULUR

 

Bırakıp gittin beni, yerin dolmaz mı sandın?

Bilmez misin vefasız, unutan unutulur.

Kapıldın hayallere, boş vaatlere kandın,

Duymaz mısın kitapsız, unutan unutulur.

 

Hani çok seviyordun, benim  için ölürdün,

Aşkımdan yanıyordun, topraklarda çürürdün,

Esirimdin kölemdin, kulum dahi olurdun,

Sormaz mısın vicdansız, unutan unutulur.

 

İki dünya birleşse, asla ayrılmazdın,

İşkenceler edilse, yine de kopamazdın,

Cennette yer verilse, ben yoksam yapamazdın,

Caymaz mısın ahlaksız, unutan unutulur.

 

Başın gözün üstüne, yemin edip söz verdin,

Benden ayrılsan bile, senden ayrılmam derdin,

Utanıp sıkılmadan, bir başkasına gittin,

Aymaz mısın namussuz, unutan unutulur.

 

Dilerim aldanırsın, gece gündüz ağlarsın,

Rüyalarında görür, karalar bağlarsın,

Ben seni çok aradım, sende beni arasın,

Görmez misin feleksiz, unutan unutulur.

 

                                   Ankara, Ekim1999

 

Vaktini üreterek geçiren,

HOŞ SEDA          

Tüketerek geçiren

BOŞ SEDA bırakır

 

VAZGEÇMEM SENDEN

 

Paylaşamam ben seni , hiç kimselerle

Arayıp sormasan da, vazgeçmem senden,

Aldatamam kendimi, boş ümitlerle,

Ağlayıp yanmasan da, vazgeçmem senden.

 

Sen beyaz kelebeksin, sevgi arayan,

Sen kırlarda çiçeksin, aşkı yaşatan,

Sen hem bal, hem peteksin içi kanayan

Darılıp bakmasan da, vazgeçmem senden

 

 

VEDAT

 

Geç vakitlerde dönerken işten,

Bazen bakardım KUŞLUCA apartmanına,

On ikinci katta bir ışık yanardı içten

VEDAT hala uyumamış derdim içimden…

 

Yirmi beşinci yıl, memuriyete nokta koymuştu

Bir kaderi paylaştığım, sırdaşım, gerçek dostumdu

Yüklenince bekar evi, gözlerim nasıl da dolmuştu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu…

 

Nitekim bu gece on ikinci katta ışık yoktu

Zifiri karanlıktı, mahzundu, her taraf loştu

Yüreğim burkuldu, içimde fırtınalar koptu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu

 

Oysa sen gideli, senden kapalı daha ne oldu

On beş katlı binanın, her yeri adeta boştu

Pervazında kuşlar, penceresinde perdeler yoktu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu

 

Bir Cumartesi gecesi, anılar içime doldu

Gözlerim yine KUŞLUCA’ya baktı durdu,

Dertleşip söyleşecek, sohbet edecek kimse yoktu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu

 

Müfettiş yardımcılığından başmüfettişliğe

Memuriyetin birinci yılından emekliliğe

Çanakkale’den Ankara’ya geçen zaman da boştu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu

 

Her şeyden kaçarcasına, her şeyden koparcasına

Bir sevgiliye özlemle, durmadan koşarcasına

İçimden bir şeyler koptu, duygularım coştu

Aslında gözlerimin aradığı, bir eski dosttu…

 

YAMALI MEMED

 

Bana ne Memed’in dolmuş parasından,

Her gün okula yürüyerek gidip geliyormuş,

Bana ne ceketinden, pantolonundan,

Birinde üç, diğerinde beş yaması varmış.

 

Anası cahil bir ev kadını,

Babası okumamış, hasta, biçare,

Satmışlar tarlayı tapanı,

Memed okusun adam olsun diye…

 

Şu okullar yok mu,

Hepsi ayrı bir alem.

Bir tanesi var ki,

Tam karşıda,

Sazlar yıkık ilkokulu,

Yol ayrımında, derenin kenarında,

Yamalı Memed’in ilkokulu

 

Kırk yıl önce, diktiğimiz ağaçlar,

Hala sıra sıra duruyor.

Rüzgarlar estikçe yapraklar,

Sanki geçenlere, bir bir selam veriyor.

 

Tuvaleti vardı, yüz metre ötede,

Tahtaları çürümüş, taşları sökülmüş,

Yuva kurmuş, gökyeşil kertenkele,

Duvarları yıkılmış, sıvaları dökülmüş,

 

Günde on defa zili çalardı,

İlki sekiz buçukta, sonuncusu dörde çeyrek kala,

Koşarak çıkarlardı çocuklar,

Her defasında…

Bir gürültüdür kopar,

Çocuklar çocuk mu çocuk, çocuklar önlüklü,

Çocuklar yaramaz, çocuklar haşarı,

Memed uslu, Memed yamalıklı

 

Bundan yıllar önce idi,

Bir gün öğretmeni ona,

Yamalı, kalk! Sen söyle dedi,

Memed bir göz attı etrafına,

Rengi bir gitti, bir geldi,

Önce arkadaşlarına,

Sonra ceketine, pantolonuna baktı.

Adeta başından kaynar sular aktı,

Hiçbir şey söyleyemedi

Kalakaldı öylece,

Sen bari öğretmenim

Bari sen der gibi…

Baktı bomboş,

Ağlamaklı gözlerle…

Tekrar sordu öğretmeni,

O hala donuk ve suskundu.

Başı elleri arasında, öne eğildi.

Sınıfa baktı göz ucuyla, iki kere yutkundu.

Memed paramparça, Memed delik-deşikti.

 

 

Aslan Memed, asker Memed,

Çoban Memed, ırgat Memed,

Fakir Memed, garip Memed,

Koçum Memed, Bizim Memed….

 

Memed’im okuyup adam olacak,

Belki bir iş bulup, yuva kuracak,

Eğer ki ölmez de, sağ kalırsa

Ana babasına, hep o bakacak.

 

Bana ne YAMALI’dan, kahpe alemde,

Konuşup duruyorsun, yırtık yamadan,

Geç bunları kardeşim, geç bir kalemde,

Sen paradan haber ver, paradan puldan,

İnsanlıkmış dostlukmuş, hepsi hikaye

 

            Hepsi hikaye…..

 

YAŞAR’lar

 

 

Bu ne ilk, ne de sondur

İnsan doğar, büyür, yaşar

Sonra yaprak misali düşüp,

Gün gelir ölür gider

 

Kimler geldi, kimler geçti bu alemden

Büyük şair Ümit YAŞAR

Mühendis gazeteci Erol YAŞAR

Fanatik Galatasaraylı Hüseyin YAŞAR

 

Yaşarken binlercesi

Birer birer dökülüp

Terkettiler bu alemi

Toprak oldular çürüyüp,

 

Ne kadar severlerdi hayatı

Anlatamaz bunu kelimeler

Çok ciddiye almışlardı dünyayı

Anlayamaz bunu cahiller

 

Hepsi ömürlerini tamamlayıp gittiler

Artık anılarda yaşarlar

Dilerim şimdi cennettedirler

Onlar ki kalbimizde YAŞAR’lar

 

                        Ankara, Temmuz 2002

 

YETER Kİ BENİM OLSUN

 

Güzel olmuş neyleyim, bana bakmayan gözü,

Şaşı olsun kör olsun, yeter ki benim olsun

Şirin olmuş neyleyim, bana gülmeyin yüzü,

Çirkin olsun bön olsun, yeter ki benim olsun.

 

Ellerin katar katar, hamamı hanı varmış,

Bankalarda borsada, parası pulu varmış,

Emrinde beşer onar, hanımı yari varmış,

Candan olsun tek olsun, yeter ki benim olsun

 

                                   Ankara, 30.11.1999

YETMEZ Mİ SANA

 

Mengen Başkanlığı, senin neyine

Dostun arkadaşın yetmez mi sana?

Herkesin çilesi, senin neyine

Girdiğin gönüller yetmez mi sana?

 

Makamdan vazgeçtin, Mengen’e gittin.

Rahatı bırakıp, zorluğu seçtin

Kurulu düzeni, bir anda sildin

Yaptığın hizmetler, yetmez mi sana?

 

Elin müdürünü, bir adam sandın

Tarafsızım dedi, sözüne kandın

İnan ki Yurdakul, ne kadar safsın

Aldığın darbeler, yetmez mi sana?

 

Müdürüm diyenler, kimmiş dediler

Seni getirenler, sırt çevirdiler

Yalanlar söyleyip, pek çok üzdüler

Yediğin kazıklar, yetmez mi sana?

 

Oylar kullanıldı, sandık hükmetti

Oyunlar oynandı, Başkan seçildi.

Sözünü tutmayanlar, seni kahretti.

Aldığın bu dersler, yetmez mi sana?

 

On yedi Nisanda, baban kaybettin

On sekiz Nisanda, seçim kaybettin

On dokuz Nisanda, anan kaybettin

Çektiğin acılar, yetmez mi sana

 

                                   Mengen, 21.041999

 

Yöneticilik, bilgili ve takipçi olmaya gerektirdiği kadar, görebilme, anlayabilme ve uygulayabilme sanatıdır

 

ZULÜM

 

Herkese bilim,

Hocaya hatim,

Hakime hüküm,

Hekime ilim,

Haine zulüm yakışır..

 

BABAM

 

Böyle mi gidecektin BABAM

Vedalaşmadan helalleşmeden

En güzel zamanda, en güzel çağda

Yaşanacak daha çok şeyler varken

Bu oldu mu  ki BABAM…

*          *          *          *

Pek kimsemiz kalmamıştı

Sen sülalenin en büyüğü idin

Ciğerim böyle hiç yanmamıştı

Sen Atamızdın, her şeyimizdin

Bu yakıştı mı ki BABAM…

*          *          *          *

Tüm karlar eriyip, dereler coşmuşken

Larvalar çatlayıp, balıklar çıkmışken

Çiçekler açıp, bülbüller ötmüşken

Galatasaray liderliği yakalamışken

Bu uydu mu ki BABAM…

*          *          *          *

Yettimiydi ki yaptıkların

Bitti miydi ki yapacakların

Akmazsa çeşmelerin, suların

Ne olur hali, o kurtların kuşların

Vakit doldu muydu ki BABAM…

*          *          *          *

Kaybedince kupayı, beni teselli etmiştin

Bu kupa küçük, bize yetmez demiştin

Her zaman bana güç verdin, moral verdin

Lig şampiyonluğunu istemiştin, göremeden gittin

Bu kadar acele neydi ki BABAM…

*          *          *          *

Bir hafta sonra şampiyonluğu yakaladık

Herkes eğlenirken, biz ailece ağladık

Misafirlerle birlikte, hep seni andık

Maç biter bitmez birer fatiha okuduk

Sevinmek mümkün mü ki BABAM…

*          *          *          *

Çiğdem tarladaki ağaçların büyüyor

Annemin çeşmesi, senin için de akıyor

Her yerde hatıran var, karşıma çıkıyor

Acım çok büyüktür dinmek bilmiyor

Yokluğuna katlanmak, kolay mı ki BABAM…

*          *          *          *

Bazen “ne oldum” deyip hatalar ettik

Haddimizi bilmeyip, çizmeler aştık

Maksadımızı unutup, tartışmalar yaptık

Ne çare ki fayda vermiyor, son pişmanlık

Bizi affettin mi ki BABAM…

*          *          *          *

Bütün çeşmelerin bize birer emanettir

Onları akıtmamak, en büyük ihanettir

Yarım kalan son çeşme, sana ibadettir

Dilerim ki ALLAH’ tan, mekanın cennettir

Hakkını helal ettin mi ki BABAM…

1998